“Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir.
Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.”
Hucurât Sûresi, 49/18
İnsanın üç hikâyesi vardır:
Kendi anlattığı hikâye,
insanların onun hakkında anlattığı hikâye
ve Allah’ın bildiği gerçek hikâye.
İlk ikisi değişebilir.
İnsan kendisini olduğundan farklı anlatabilir. Başkaları onu övebilir, suçlayabilir, yüceltebilir veya değersiz göstermeye çalışabilir.
Fakat üçüncü hikâye üretilemez.
Çünkü Allah yalnız görüneni değil, görünmeyeni; yalnız yapılanı değil, hangi niyetle yapıldığını da bilir.
El-Alîm her şeyi bilir.
El-Habîr işin iç yüzünden haberdardır.
El-Basîr hiçbir hâli gözden kaçırmadan görür.
El-Alîm: Bilgisi eksilmeyen
İnsan bildiğini zanneder.
Fakat çoğu zaman olayın yalnız görünen tarafını bilir. Bir söz duyar ama hangi acıyla söylendiğini bilmez. Bir davranış görür ama arkasındaki niyeti okuyamaz. Bir hüküm verir ama meselenin geçmişini ve sonucunu göremez.
Allah’ın ilmi böyle değildir.
“Ne yerde ne gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.”
Âl-i İmrân Sûresi, 3/5
Allah:
söyleneni de söylenmeyeni de,
yapılanı da yapılmak isteneni de,
görünen fedakârlığı da gizlenen menfaati de,
insanın gücünü de zayıflığını da,
geçmişini de geleceğini de bilir.
İnsan kendisini bazen başkalarına anlatamadığı için üzülür.
“Beni yanlış tanıyorlar.”
“Gerçeği bilmiyorlar.”
“Niyetimi anlamıyorlar.”
El-Alîm ismini tanımak, kalbe şu teselliyi verir:
Herkes yanlış bilse bile Allah doğru biliyor.
Bu, insanın kendisini açıklama çabasından bütünüyle vazgeçmesi değildir. Fakat huzurunu insanların kanaatine teslim etmemesidir.
Bilinmek, insanın en derin ihtiyacıdır
İnsan yalnız sevilmek istemez; anlaşılmak da ister.
Bazen kalabalığın içinde bulunur fakat kendisini yalnız hisseder. Çünkü çevresinde insanlar vardır ama hâlini gerçekten bilen yoktur.
İçindeki korkuyu anlatamaz.
Taşıdığı yükü bütünüyle gösteremez.
Bazı yaralarını kelimelere dökemez.
İşte El-Alîm ismi burada yalnız bir bilgi değil, yakınlık olur.
Allah’ın bilmesi soğuk bir kayıt tutma değildir. Kulunun hâlini, ihtiyacını, niyetini ve dayanma sınırını bilmesidir.
Duanı düzgün kuramadığında da bilir.
Sustuğunda da bilir.
İçinden yalnızca “Rabbim…” diyebildiğinde de gerisini bilir.
Allah’a hâlini öğretmek zorunda değilsin.
Dua, O’nun bilmediğini anlatmak değil;
seni bilen Rabbine yönelmektir.
El-Habîr: Görüntünün arkasındaki hakikat
İnsanlar çoğu zaman dışarıdan görünenle hüküm verir.
Bir kişi cömert görünür; fakat yaptığı iyiliğin içinde gösteriş olabilir. Bir başkası sessizdir; fakat kimsenin bilmediği büyük fedakârlıklar taşıyor olabilir.
Görüntü ile gerçek her zaman aynı değildir.
El-Habîr, işlerin yalnız dış yüzünü değil, en gizli tarafını bilendir.
Yapılan işin içinde:
Allah rızası mı,
insanların takdiri mi,
merhamet mi,
üstün görünme isteği mi,
hakikat mi,
gizli bir menfaat mi bulunduğunu bilir.
Bu sebeple Allah katında amelin yalnız büyüklüğü değil, içindeki niyet de önemlidir.
Büyük görünen bir iş, bozuk niyetle küçülebilir.
Küçük görünen bir iyilik, temiz niyetle büyüyebilir.
Bir insanın kimse görmeden yaptığı iyilik, herkesin önünde yaptığı büyük bir işten daha kıymetli olabilir.
Çünkü insanların görmediği yerde El-Habîr vardır.
Gizli niyet, davranışın yönünü belirler
Aynı davranışı iki insan yapabilir; fakat Allah katındaki karşılıkları aynı olmayabilir.
İkisi de yardım eder.
Biri gerçekten Allah rızası için verir.
Diğeri kendisine iyi insan denilmesi için verir.
Dışarıdan ikisi de yardım etmiştir. Fakat kalpte iki ayrı yol başlamıştır.
Biri muhlis olmaya yönelir.
Diğeri insanların kanaatine bağlanır.
Niyet, davranışın görünmeyen kıblesidir.
İnsan hangi yöne dönmüşse yaptığı iş de oraya gider.
Bu nedenle kişi yalnız “Ne yaptım?” diye sormamalıdır.
Şunu da sormalıdır:
Bunu kimin için yaptım?
Kimse bilmeseydi yine yapar mıydım?
Karşılığında teşekkür görmeseydim devam eder miydim?
Bu sorular insanı yaptığı iyilikten vazgeçirmek için değil, iyiliğin içini temizlemek içindir.
El-Basîr: Kimsenin görmediğini gören
İnsanların görmesi sınırlıdır.
Sonucu görürler; mücadeleyi görmezler.
Başarıyı görürler; geceleri görmezler.
Hatanı görürler; onunla nasıl savaştığını bilmezler.
Gülümsediğini görürler; içinde taşıdığın acıyı fark etmeyebilirler.
Allah’ın görmesi ise hiçbir perdeyle sınırlı değildir.
El-Basîr:
gizlice yapılan iyiliği,
haksızlık karşısında korunan sabrı,
insanın günahla arasına koyduğu mesafeyi,
kimse alkışlamadığı hâlde sürdürülen doğruluğu,
güç elde edildiğinde bozulmamayı,
yalnızken de emanete sadık kalmayı görür.
Bu isim özellikle karşılığı geciken insan için büyük bir tesellidir.
İnsanların fark etmediği emek kaybolmuş değildir.
Teşekkür edilmeyen iyilik değersiz değildir.
Sonucu görünmeyen gayret boşa gitmiş değildir.
İnsanlar görmedi diye amel kaybolmaz.
El-Basîr’in gördüğü hiçbir şey sahipsiz kalmaz.
Görülme arzusu
İnsan görülmek ister.
Emeğinin bilinmesini, iyiliğinin takdir edilmesini ve sözünün değer görmesini bekler. Bu istek insanîdir. Fakat kalbin bütün huzuru insanların ilgisine bağlandığında tehlike başlar.
İnsan artık iyi olmak yerine iyi görünmeye çalışabilir.
Yaptığı iyiliği büyütür.
Hatasını gizler.
Başkalarının kusurunu konuşarak kendisini temize çıkarır.
Hakikate göre değil, insanlar ne der diye hareket eder.
Böylece görünürlük arttıkça samimiyet azalabilir.
El-Basîr ismini tanıyan kişi, görünme ihtiyacını doğru yere taşır:
İnsanlar görmese de Allah görüyor.
İnsanlar bilmese de Allah biliyor.
İnsanlar karşılık vermese de Allah unutmuyor.
Bu düşünce insanı değersizleştirmez. Tam tersine, değerini geçici bakışlardan kurtarır.
Gerçek itibar nedir?
İnsan dünyada kendisi hakkında bir hikâye kurabilir.
İmkânı varsa kendisini övdürebilir. Hakkında güzel sözler söyletebilir. Kusurlarını örtebilir, başarılarını büyütebilir. Başkasını değersiz göstererek kendi yerini yükseltmeye çalışabilir.
Fakat bunların hiçbiri Allah’ın bildiği hakikati değiştirmez.
Gerçek itibar, insanın kendi hakkında anlattığı hikâye değildir.
Kalabalıkların alkışı da değildir.
Gerçek itibar:
yalnızken kim olduğundur,
menfaatinle hakikat çatıştığında hangisini seçtiğindir,
güç eline geçtiğinde nasıl davrandığındır,
kimse bilmeyecek olsa da emaneti koruyup korumadığındır,
Allah’ın seni hangi niyet ve vasıfla bildiğidir.
Bugün övülen yarın eleştirilebilir.
Bugün suçlanan yarın anlaşılabilir.
Toplumun kanaati zamanla değişebilir.
Fakat Allah’ın hükmü görüntüye, propagandaya veya kalabalığa göre oluşmaz.
Hayatın sonunda mesele,
dünyanın sana hangi unvanı verdiğinden çok,
Allah’ın seni hangi vasıfla bildiğidir.
İhsan: Allah görüyor bilinciyle yaşamak
İhsan, yalnız güzel bir davranış değildir. İnsanın bütün hayatını Allah’ın huzurunda yaşamasıdır.
Notlarımızdaki çizgiyle ihsan üç şeyin birleşmesidir:
Niyet: Gösteriş ve menfaat hesabı olmadan Allah rızasını aramak.
Kalite: “Kimse görmüyor.” diyerek işi baştan savma yapmamak; elinden gelenin en iyisini yapmak.
Emanet: Gizlide de doğru kalmak; güç eline geçtiğinde bozulmamak ve karşılık görmese de sadakatini korumak.
İhsan sahibi insanı yalnız dış denetim yönetmez.
Kimse bakmadığında da ölçüsünü kaybetmez.
Çünkü onun asıl sorusu şudur:
Allah beni nasıl görüyor?
Bu soru insanı sürekli korku içinde yaşamaya götürmez. Aksine hayatına bir yön ve bütünlük verir.
Artık insan kalabalığın önünde başka, yalnızken başka biri olmak zorunda değildir.
Allah’ın bildiğini bilmek ahlâka dönüşmelidir
Allah’ın isimlerini tanımak yalnız bilgi toplamak değildir.
Bilgi davranışı değiştirmiyorsa kalbe henüz yerleşmemiştir.
Allah’ın El-Alîm olduğunu bilen, gizli konuşmasının da bilindiğini unutmaz.
Allah’ın El-Habîr olduğunu bilen, insanlara başka görünüp içinde başka hesap taşıyamaz.
Allah’ın El-Basîr olduğunu bilen, kimse görmediğinde emanete ihanet edemez.
Bu isimler kalbe yerleştiğinde:
gıybet azalır,
ikiyüzlülük azalır,
gösteriş azalır,
gizli iyilik çoğalır,
yapılan işin kalitesi yükselir,
insan başkalarının kanaatinden daha az korkar,
vicdan daha güçlü konuşmaya başlar.
Allah’ın isimlerini tanımanın meyvesi ahlâktır.
İsim dilde kaldığında bilgi olur.
Kalbe indiğinde şuur olur.
Davranışa geçtiğinde ahlâk olur.
Başkasının kusurunu konuşmak
İnsan bazen başkasının hatasını anlatarak kendisini doğru göstermeye çalışır.
Nefis şöyle bir hesap kurar:
“Onun ne kadar yanlış olduğunu gösterirsem benim doğruluğum daha iyi anlaşılır.”
Oysa başkasının kusuru insanın kendi kalbini temizlemez.
Gıybet, çoğu zaman nefsin gizli savunmasıdır. İnsan başkasının ayıbını büyütürken kendi içindeki eksiği görmemeye başlar.
El-Habîr olan Allah, yalnız konuşulan kusuru değil, o kusurun neden anlatıldığını da bilir.
Bu sebeple kişi söz söylemeden önce kendisine şunu sormalıdır:
Bu söz hakikati düzeltmek için mi,
yoksa kendimi üstün göstermek için mi?
Aynı bilgi, temiz bir niyetle adalete; bozuk bir niyetle fitneye hizmet edebilir.
Fitne bazen yanlış bilgiden değil, doğru bilginin yanlış niyetle taşınmasından doğar.
Yanlış anlaşılınca ne yapmalı?
Allah’ın bilmesi, insanın her yanlış anlaşılma karşısında susması gerektiği anlamına gelmez.
Hakikat gerekiyorsa açıklanır.
Haksızlık varsa düzeltilmeye çalışılır.
İftira varsa cevap verilir.
İnsanların hakkı korunur.
Fakat bütün bunlar yapılırken kalbin huzuru karşı tarafın ikna olmasına bağlanmaz.
Çünkü bazı insanlar gerçeği hemen anlayabilir.
Bazıları yıllar sonra anlayabilir.
Bazıları ise hiçbir zaman kabul etmeyebilir.
Kul üzerine düşeni yapar; fakat son hükmü insanların kanaatine bırakmaz.
Kendini doğru anlatmaya çalış;
fakat değerini insanların seni anlayıp anlamamasına teslim etme.
El-Alîm seni biliyor.
El-Habîr niyetini biliyor.
El-Basîr nasıl yaşadığını görüyor.
Bazen kalbin ihtiyaç duyduğu en büyük teselli budur.
Bu isimleri tanıyan insan
El-Alîm, El-Habîr ve El-Basîr isimlerini kalbinde taşıyan kişi:
kendisini olduğundan büyük göstermeye çalışmaz,
insanların övgüsüyle değer kazanmadığını bilir,
insanların suçlamasıyla hakikatin değişmeyeceğini bilir,
görünmeyen iyiliği küçümsemez,
niyetini sık sık kontrol eder,
yalnızken de doğru kalır,
başkasının kusurunu kendi üstünlüğüne sermaye yapmaz,
yaptığı işi insanlar için değil, Allah’ın rızası için güzelleştirir,
yanlış anlaşıldığında hakikati savunur fakat kalbini nefrete teslim etmez.
Onun temel ölçüsü artık şu değildir:
“İnsanlar benim hakkımda ne düşünüyor?”
Onun asıl sorusu şudur:
Allah beni nasıl biliyor?
Bu Dersin Kalp Anahtarı
Kendimi insanlara başka türlü gösterebilirim;
fakat Allah’a başka türlü görünemem.
İnsanlar yaptığımı görebilir, niyetimi bilemez.
El-Alîm bilir, El-Habîr iç yüzünü bilir, El-Basîr her hâlimi görür.
Bu nedenle gerçek değerim, hakkımda anlatılanlarda değil;
Allah’ın bildiği hikâyemdedir.
Dua
Yâ Alîm,
Bize kendimizi doğru tanımayı nasip et. Bilmediklerimizi biliyormuş gibi davranmaktan, kusurlarımızı gizleyerek kendimizi tamamlanmış görmekten koru.
Yâ Habîr,
Niyetlerimizin en gizli tarafını temizle. İyiliğimizi gösterişten, sözümüzü gizli menfaatten ve inancımızı ikiyüzlülükten muhafaza eyle.
Yâ Basîr,
Kimse görmediğinde de doğru kalmayı nasip et. İnsanların takdir etmediği zamanlarda iyilikten vazgeçirmesin; insanların alkışladığı zamanlarda nefsimizi büyütmesin.
Bizi başkalarının kusurlarıyla kendisini temize çıkaranlardan değil, kendi kalbini ıslah etmeye çalışanlardan eyle.
Hakkımızda anlatılan hikâyelerden önce, Senin bildiğin gerçek hikâyemizi güzelleştir.
Hayatımızın sonunda insanların verdiği unvanlarla değil, Senin razı olduğun bir kul olarak huzuruna çıkmayı nasip et.
Âmin.