← Dersler

17. Ders

El-Kahhâr: Köpük Gider, Hakikat Kalır

“Allah gökten su indirdi de vadiler kendi ölçülerince dolup aktı. Sel, üste çıkan bir köpüğü taşıdı… Allah hak ile bâtıla böyle misal verir. Köpük atılıp gider; insanlara fayda veren ise yerde kalır.”
Ra‘d Sûresi, 13/17

İnsan çoğu zaman yukarıda görüneni güçlü zanneder.

Sesi çok çıkan haklı,
kalabalığı çok olan kalıcı,
malı çok olan değerli,
gücü elinde tutan yenilmez sanılır.

Oysa Kur’an, hakikat ile bâtılın farkını anlatırken çok sade bir tabiat olayını gösterir:

Yağmur yağar.
Vadiler dolar.
Su hareketlenir.
Üstünde köpük oluşur.

İlk bakışta görünen köpüktür. Çünkü yukarıdadır, hareketlidir ve geniş yer kaplar.

Fakat köpüğün özü yoktur.

Bir süre sonra kaybolur. İnsanlara fayda veren su ise kalır.

El-Kahhâr, sahte büyüklükleri dağıtan, bâtılın geçici hâkimiyetini sona erdiren ve her şeyi gerçek ölçüsüne döndürendir.

Kahır, yalnız cezalandırmak değildir

El-Kahhâr ismi duyulduğunda insanın aklına yalnız ceza gelebilir.

Oysa kahır, Allah’ın karşısında hiçbir sahte gücün sonsuza kadar ayakta kalamamasıdır.

Zaman gençliği kahreder.
Ölüm dünyevî iktidarı kahreder.
Hakikat yalanı kahreder.
Tevazu kibri kahreder.
Tövbe günahın insan üzerindeki hâkimiyetini kahreder.
Sabır musibetin kalbi bozma gücünü kahreder.

El-Kahhâr’ın tecellisi yalnız insanların dışında gerçekleşmez.

İnsanın içinde de işler.

Nefsin büyüklük iddiası kırılır.
Sahte güven kaynakları çöker.
Kalıcı sanılan şeylerin geçiciliği ortaya çıkar.
İnsan kendi aczini görür.

Bu nedenle kahır her zaman yok etmek için değildir.

Bazen insanı yalandan kurtarıp hakikate döndürmek içindir.

Kahrın rahmete açılan yönü,
insanı sahte dayanaklarından kurtarmasıdır.

Su ile köpük arasındaki fark

Ra‘d Sûresi’ndeki su hayat verir.

Toprağı canlandırır.
Susuzluğu giderir.
Ürünü büyütür.
Vadiden geçerken ardında fayda bırakır.

Köpük ise suyun hareketi üzerinde görünür; fakat suyun özüne sahip değildir.

Gürültülüdür ama faydasızdır.
Üsttedir ama köksüzdür.
Çok görünür ama kalıcı değildir.

İnsan hayatında da suya benzeyen ve köpüğe benzeyen şeyler vardır.

Suya benzeyenler:

iman,

doğruluk,

faydalı bilgi,

güzel ahlâk,

adalet,

sabır,

merhamet,

insanlara bırakılan hayırdır.

Köpüğe benzeyenler:

gösteriş,

sahte itibar,

kibir,

yalanla büyütülen başarı,

yalnız alkışa dayanan şöhret,

fayda üretmeyen gürültüdür.

Kur’an’ın verdiği yasa açıktır:

Geçici yükselir; kalıcı kalır.

Görünür olmak ile değerli olmak aynı değildir

Köpük sudan daha görünürdür.

Fakat daha değerli değildir.

Bu ölçü bugünün insanı için çok önemlidir. Çünkü görünürlük, çoğu zaman değer zannedilmektedir.

Çok konuşulanın önemli,
çok alkışlananın başarılı,
çok takip edilenin doğru,
her yerde görünenin kalıcı olduğu düşünülebilir.

Oysa görünürlük yalnız görünürlüktür.

Bir insanın gerçek değeri, ne kadar dikkat çektiğiyle değil; geride ne kadar hayır bıraktığıyla anlaşılır.

Sessizce yetiştirilen bir çocuk,
kimse bilmeden korunan bir emanet,
insanın onurunu incitmeden yapılan bir yardım,
yıllarca sabırla sürdürülen faydalı bir iş…

Bunlar gürültü çıkarmayabilir.

Fakat su gibi hayat verir.

Hakikat her zaman en çok görünen yerde değildir.
Bazen en kalıcı şeyler sessizlik içinde büyür.

Bâtıl neden bir süre yükselir?

İnsan hakikatin hemen üstün gelmesini ister.

Yalan söylendiğinde aynı gün ortaya çıksın.
Haksızlık yapıldığında hemen karşılığı görülsün.
Sahte olan derhâl çöksün.

Fakat köpük de suyun üstünde bir süre taşınır.

Onun görünmesine izin verilmesi, kalıcı olduğu anlamına gelmez.

Bazen bâtılın yükselmesi:

içindeki boşluğun görünmesini,

kimlerin ona bağlandığının ortaya çıkmasını,

doğru ile yanlış arasındaki çizginin belirginleşmesini,

insanların gerçek tercihlerinin açığa çıkmasını sağlar.

Karanlık dönemler bazen maskelerin düştüğü zamanlardır.

İnsanların hakikati rahat zamanda mı, bedel gerektiğinde mi seçeceği böyle zamanlarda anlaşılır.

Ayrışma olmadan aydınlık her zaman tam görünmez.

El-Kahhâr’a iman eden insan, bâtılın geçici yükselişini onun nihai zaferi saymaz.

Muhlet, kalıcılık değildir

Bir yanlışın uzun süre devam etmesi, onun doğru olduğu anlamına gelmez.

Bir insanın hemen karşılık görmemesi, yaptığı şeyin hesapsız kaldığını göstermez.

Allah’ın mühlet vermesi ile razı olması aynı şey değildir.

İnsan bazen zamanın uzamasına bakarak:

“Demek ki bu düzen böyle devam edecek.”

diye düşünebilir.

Oysa tarihte nice güçlü görünen yapılar kaybolmuştur. Nice insan, servet ve şöhretle yükselmiş; sonra adı bile unutulmuştur.

Fakat küçük görünen bir iyilik, yüzyıllar boyunca insanların hayatında yaşamaya devam edebilir.

Çünkü kalıcılığı görünür güç değil, hakikate bağlılık belirler.

Bâtılın ömrünün uzun olması,
onun ebedî olduğu anlamına gelmez.

El-Kahhâr hiçbir sahte hâkimiyetin sonsuzlaşmasına izin vermez.

İnsanın içindeki köpük

Köpük yalnız dış dünyada değildir.

İnsanın kalbinde de köpükler oluşur.

Bir başarı elde eder ve kendisini vazgeçilmez zanneder.
Bir bilgi öğrenir ve artık her şeyi bildiğini düşünür.
Bir imkâna kavuşur ve bunu kendi üstünlüğünün delili sayar.
İnsanlardan ilgi görür ve değerini alkışla ölçmeye başlar.

Bunlar kalbin üzerinde oluşan köpüklerdir.

Altında Allah’ın verdiği kabiliyet, ömür, sağlık, fırsat ve yardım vardır. Fakat insan suyu unutur, köpüğü kendisine ait zanneder.

El-Kahhâr bazen bir olayla bu yanılsamayı dağıtır.

İnsan sınırını görür.
Kontrol edemediği şeylerle karşılaşır.
Kendi gücünün yetmediği bir yerde durur.

Bu an ağır gelebilir.

Fakat insan:

“Her şeyi ben yapıyorum.”

yanılgısından kurtulursa, kırılma bir hakikat kapısına dönüşür.

Kibir kırılmadan kulluğun derinliği her zaman açılmaz.

Modern putlar

Put yalnız taştan yapılmış bir şekil değildir.

Kalbin Allah’tan bağımsız güç verdiği her şey putlaşabilir.

Mal:

“Beni güvende tutar.”

dedirtebilir.

Makam:

“Ben diğerlerinden üstünüm.”

dedirtebilir.

Kalabalık:

“Bu kadar insan yanılıyor olamaz.”

dedirtebilir.

Akıl:

“Anlayamadığım şey gerçek olamaz.”

dedirtebilir.

Benlik:

“Ben olmazsam her şey dağılır.”

dedirtebilir.

Bunların hepsi yaratılmıştır. Hiçbiri kendi başına ayakta duramaz.

Mal kaybolabilir.
Makam sona erebilir.
Kalabalık dağılabilir.
Akıl yanılabilir.
İnsan yorulabilir ve ölür.

El-Kahhâr ismi kalbe şunu öğretir:

Geçici olana sonsuzluk yükleme.
Seni taşıyamayacak olana kalbini teslim etme.

“Ben” putunun kırılması

İnsanın en gizli putu kendi benliğidir.

Benlik yalnız açık kibirle ortaya çıkmaz.

Bazen şöyle konuşur:

“Ben herkesten daha doğruyum.”
“Benim niyetim sorgulanamaz.”
“Ben hata yapmam.”
“Ben olmasam bu iş yürümez.”
“Beni uyarmaya kimsenin hakkı yok.”

Bu hâl insanı öğrenmeye, tövbeye ve nasihate kapatır.

Yanlış yapan insan hatasından dönebilir.

Fakat kendisini yanlış yapmaz gören insan dönüş kapısını kendi eliyle kapatır.

El-Kahhâr’ın kalpteki rahmeti, bu sahte büyüklüğü kırmasıdır.

İnsan aczini kabul ettiğinde küçülmez.

Gerçek yerine döner.

Kulun izzeti, kendisini büyük görmesinde değil;
Allah’ın büyüklüğü karşısında haddini bilmesindedir.

Kayıp bazen bağın gerçek yüzünü gösterir

İnsan bir şeyi kaybettiğinde yalnız ondan ayrılmaz.

O şeyle kurduğu bağın niteliğini de görür.

Malını kaybettiğinde güvenini nereye bağladığını,
itibarını kaybettiğinde değerini kimden beklediğini,
gücünü kaybettiğinde kim olduğunu,
planı bozulduğunda kontrol arzusunu fark eder.

Kayıp her zaman insanın yanlış yaptığı anlamına gelmez.

Fakat her kayıp, kalbin bağlarını görmesi için bir ayna olabilir.

İnsan şöyle sormalıdır:

“Kaybettiğim şey bir nimet miydi,
yoksa zamanla Rabbimin önüne geçirdiğim bir dayanak mı olmuştu?”

El-Kahhâr bazen nimeti değil, nimete yüklenen yanlış anlamı kırar.

İnsan böylece nimeti yeniden doğru yerine koymayı öğrenir:

Sever ama kulluk etmez.
Kullanır ama sahiplenmez.
Şükreder ama güveninin merkezine koymaz.

Ateş, köpük ve öz

Notlarımızdaki çizgiye göre hayatın bazı imtihanları ateşe benzer.

Ateş madenin özünü ortaya çıkarır.

İçinde değeri olmayan kısım ayrılır, kıymetli olan belirginleşir.

Musibet geldiğinde de insanın içinde ne bulunduğu ortaya çıkabilir.

Korku paniğe mi dönüşecek?
Öfke adaleti mi bozacak?
Kayıp imanı mı zayıflatacak?
Bekleyiş insanı yalandan bir yola mı sürükleyecek?

Sabır varsa köpük çekilir, öz kalır.

Buradaki sabır yalnız dayanmak değildir.

İnsan ateşten geçerken kendi hakikatini korur:

yalan söylemez,

zulme yaslanmaz,

harama yönelmez,

iyiliği terk etmez,

kalbini nefrete bırakmaz.

İmtihanın büyüklüğü yalnız ne kaybettiğimizde değil,
geride hangi özün kaldığında anlaşılır.

El-Kahhâr ve ölüm

Dünya insana kalıcılık hissi verir.

Evler yapılır.
Servetler biriktirilir.
Unvanlar kazanılır.
İsimler büyütülür.

Fakat ölüm bütün geçici üstünlükleri aynı çizgide buluşturur.

Kur’an şöyle sorar:

“Bugün mülk kimindir?”

Ve cevap verir:

“Tek ve Kahhâr olan Allah’ındır.”
Mü’min Sûresi, 40/16

Ölüm insana hiçbir şeyin gerçek sahibi olmadığını gösterir.

Makam kapıda kalır.
Mal başkasına geçer.
Unvan dünyada kalır.
İnsan yalnız yaptığıyla Allah’ın huzuruna çıkar.

Bu hakikat hayatı değersizleştirmez.

Tam tersine, ona gerçek ölçüsünü verir.

Faniliği bilen insan, geçici şeyleri ebedî değerler uğruna kullanır.

Ne kalacak?

İnsan hayatının sonunda yanında ne götüreceğini düşünmelidir.

Sahip olduğu eşyalar değil, onları nasıl kullandığı kalacaktır.

Gücü değil, güç elindeyken nasıl davrandığı kalacaktır.

Konuşmaları değil, sözleriyle hangi gönlü kırdığı veya onardığı kalacaktır.

Şöhreti değil, insanlığa kattığı fayda kalacaktır.

Kendisi hakkında üretilen hikâyeler değil, Allah’ın bildiği gerçek hikâyesi kalacaktır.

Su kalır; çünkü fayda verir.

Köpük gider; çünkü özü yoktur.

Hayat, ne kadar yükseldiğimizle değil;
geride ne kadar fayda bıraktığımızla değer kazanır.

El-Kahhâr’ın kuldaki ahlâkı

İnsan El-Kahhâr ismini tanıdığında kendisini başkalarını ezmekle görevli görmez.

Kul kahreden değil, kendi nefsindeki bâtılı kahretmeye çalışan olmalıdır.

Kendi içinde:

kibri tevazuyla,

yalanı doğrulukla,

nefreti adaletle,

gösterişi ihlâsla,

tembelliği sorumlulukla,

ümitsizliği imanla yenmeye çalışır.

Başkalarının kusurlarını araştırmadan önce kendi içindeki köpüğe bakar.

Çünkü dışarıdaki bâtıla karşı çıkarken kendi nefsinin bâtılına teslim olmak büyük bir çelişkidir.

El-Kahhâr isminin ahlâkımıza düşen dersi şudur:

Başkasını ezmeye değil,
kendi içindeki yalana üstün gelmeye çalış.

Hakikat neden kalır?

Hakikat kalır; çünkü kaynağı insanların onayı değildir.

Oylamayla meydana gelmez.
Güçlülerin kararıyla değişmez.
Zamanın modasına göre başka bir şekle girmez.

Doğruluk, adalet, merhamet ve emanet bugün değersiz gösterilebilir. Fakat bunların özü değişmez.

Bâtıl ise sürekli desteğe ihtiyaç duyar.

Tekrar edilmek, süslenmek, korkuyla korunmak ve sürekli yeni bir görüntü üretmek zorundadır.

Çünkü kendi başına ayakta duracak özü yoktur.

Hakikat bazen sessizdir ama ağırdır.
Bâtıl bazen gürültülüdür ama hafiftir.

Gürültü üstte olabilir;
hakikat derindedir.

El-Kahhâr’ın hükmüyle köpük dağılır ve her şey gerçek ağırlığına döner.

El-Kahhâr’ı tanıyan insan

El-Kahhâr ismini kalbinde taşıyan kişi:

görünür olanı hemen kalıcı sanmaz,

kalabalığı hakikatin ölçüsü yapmaz,

şöhret ile değeri birbirinden ayırır,

bâtılın geçici yükselişi karşısında yönünü kaybetmez,

mühleti ilâhî onay zannetmez,

kendi içindeki kibir ve gösterişle mücadele eder,

kayıplarının kalbindeki yanlış bağları göstermesine izin verir,

geçici şeyleri ebedîymiş gibi sahiplenmez,

başkalarını ezmek yerine kendi nefsindeki yanlışı yenmeye çalışır,

geride gürültü değil fayda bırakmak ister.

Onun temel sorusu:

“Bugün ne kadar görünürüm?”

değildir.

Şudur:

“Köpük çekildiğinde benden geriye ne kalacak?”

Bu Dersin Kalp Anahtarı

Geçici yükselir, kalıcı kalır.
Köpüğün gürültüsü suyun değerini azaltmaz.
Bâtılın bir süre görünür olması, onun kalıcı olduğu anlamına gelmez.
El-Kahhâr sahte büyüklükleri dağıtır, insanı gerçek ölçüsüne döndürür.
Ben başkalarını ezmekle değil, kendi içimdeki kibri, yalanı ve gösterişi yenmekle görevliyim.
Hayatımın sonunda görünüş değil, fayda kalacaktır.

Dua

Yâ Kahhâr,

Kalbimizde Senin önüne geçen bütün sahte dayanakları kaldır.

Malı, makamı, insanları, kalabalıkları, aklımızı ve kendi benliğimizi mutlak güç zannetmekten bizi koru.

Kibrimizi tevazuyla, gösterişimizi ihlâsla, yalanımızı doğrulukla ve ümitsizliğimizi imanla yenmeyi nasip et.

Bâtıl yükseldiğinde onu kalıcı sanmaktan, gürültü karşısında hakikatten şüphe etmekten ve görünür olanı değerli zannetmekten bizi muhafaza eyle.

Kayıplarımızın içinde kalbimizin yanlış bağlarını görmeyi; kırıldığımızda Sana daha doğru yönelmeyi öğret.

Bize köpük gibi çok görünüp faydasız bir hayat değil, su gibi sessizce hayat veren bir ömür nasip et.

Başkalarını ezmekten, gücümüzle böbürlenmekten ve hakikat adına nefsimizi büyütmekten Sana sığınırız.

Ölüm gelmeden faniliğimizi anlamayı, sahip olduklarımızı emanet bilmeyi ve geride insanlara fayda bırakmayı nasip et.

Ve kalbimize şu ilâhî yasayı yerleştir:

Köpük atılıp gider.
İnsanlara fayda veren kalır.
Bâtıl ne kadar yükselirse yükselsin,
son hüküm Tek ve Kahhâr olan Allah’ındır.

Âmin.