← Dersler

18. Ders

El-Vedûd: Sevmek, Sahip Olmak Değildir

“Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin.
Şüphesiz Rabbim çok merhametli, çok sevendir.”
Hûd Sûresi, 11/90

İnsan sevmek ister.

Sevilmek, değer görmek, birine bağlanmak ve kendisini bir kalbe ait hissetmek ister.

Sevgi insanın en büyük nimetlerinden biridir.

Fakat aynı zamanda en hassas imtihanlarından biridir.

Çünkü sevgi doğru yerde insanı güzelleştirir; yanlış biçimde yaşandığında korkuya, bağımlılığa, kıskançlığa ve sahip olma arzusuna dönüşebilir.

İnsan sevdiğini kaybetmekten korkarken Allah’a olan güvenini kaybedebilir. Bir insanın onayını kazanmak uğruna hakikatten vazgeçebilir. Sevgiyi korumak adına yanlışı savunabilir.

El-Vedûd, kullarını seven ve sevgiyi yaratan Allah’tır.

Bu isim kalbe şunu öğretir:

Sevgi Allah’tan gelen bir nimettir;
fakat hiçbir sevgi Allah’ın önüne geçirilmemelidir.

El-Vedûd: Sevgisi eksilmeyen

İnsan sevgisi değişebilir.

Bugün yakın olan yarın uzaklaşabilir.
Bizi anlayan biri zamanla farklı düşünebilir.
Bir insan verdiği sözü unutabilir.
Sevgi yorgunluğa, kırgınlığa veya menfaate yenilebilir.

Allah’ın sevgisi ise insan sevgisi gibi ihtiyaçtan doğmaz.

Allah kulunu yalnız kendisine fayda sağladığı için sevmez. O’nun sevgisi karşılığında bir kazanca ihtiyacı yoktur.

Kul tövbe ettiğinde onu kabul eder.
İyiliğe yöneldiğinde yolunu açar.
Düştüğünde dönüş kapısını kapatmaz.
Kimse görmezken güzel davranan kulunun amelini bilir.
Sabredenleri ve ihsan sahiplerini sever.

El-Vedûd ismi insana değerin yalnız insanların ilgisine bağlı olmadığını öğretir.

İnsanlar sevgisini çekebilir;
fakat Allah’a yönelen kul, sevgisiz bir boşluğa düşmez.

Allah’ın sevgisi sözde kalmaz

İnsan bazen sevdiğini söyler ama davranışı karşısındakini yaralar.

Allah’ın sevgisi ise rahmet, bağışlama, koruma, rehberlik ve nimet olarak kulun hayatına ulaşır.

Yağmurun toprağı canlandırması,
kalbin tövbeye yönelmesi,
insanın yanlışından dönmesi,
bir kapının hayra açılması,
vicdanın kötülük karşısında rahatsız olması,
zor zamanda insana dayanma kuvveti verilmesi…

Bunların her biri ilâhî sevginin farklı bir tecellisi olabilir.

Allah’ın sevgisi her zaman hayatın kolaylaşması biçiminde görülmez.

Bazen sevgi uyarır.
Bazen sınır koyar.
Bazen insanın çok istediği bir şeyi vermez.
Bazen onu kendisine zarar verecek bir bağdan uzaklaştırır.

Çünkü gerçek sevgi yalnız rahatlatmaz; korur ve yetiştirir.

Her istediğini vermek sevgi değildir.
Bazen sevgi, insanı kendisini bozacak şeyden korumaktır.

Sevmek ile sahip olmak arasındaki fark

İnsan sevdiği şey üzerinde hak iddia etmeye başlayabilir.

“Benim istediğim gibi davranmalı.”
“Beni hiç üzmemeli.”
“Hayatında benim yerim değişmemeli.”
“Benden ayrı karar vermemeli.”
“Onu seviyorsam bana ait olmalı.”

Bu düşünceler sevginin içine sahip olma arzusunu karıştırır.

Oysa hiçbir insan başka bir insanın mülkü değildir.

Eş, çocuk, anne, baba, kardeş ve dost Allah’ın emanetidir.

Emanet sevilir, korunur ve gözetilir; fakat sahiplenilerek iradesi yok edilmez.

Sevmek:

“Sen benim istediğim gibi ol.”

demek değildir.

“Allah’ın sana verdiği değeri koruyarak yanında olayım.”

diyebilmektir.

El-Vedûd’u tanıyan insan, sevgisini hâkimiyet kurmanın aracı hâline getirmez.

Çocuk sevgisi ve emanet bilinci

Anne ve baba çocuğunu çok sever.

Fakat sevgi bazen korkuyla karışabilir.

Çocuğun her kararına müdahale etmek, onun yerine yaşamak, kendi gerçekleşmemiş arzularını ona yüklemek veya sevgiyi itaate bağlamak koruma gibi görünebilir.

Oysa çocuk anne ve babanın mülkü değil, Allah’ın emanetidir.

Anne ve babanın vazifesi yalnız çocuğu tehlikelerden uzak tutmak değildir.

Onun:

şahsiyetini,

vicdanını,

Allah’la bağını,

düşünme kabiliyetini,

sorumluluk duygusunu geliştirmektir.

Sevgi çocuğun bütün yollarını onun yerine yürürse, onu hayata hazırlamayabilir.

Gerçek sevgi bazen tutar; bazen bırakır.
Bazen korur; bazen sorumluluk verir.
Bazen cevap verir; bazen kendi cevabını bulmasına izin verir.

Emaneti sevmek, onu kendine benzetmek değil;
Allah’ın ona verdiği istidadın açılmasına yardımcı olmaktır.

Sevginin putlaşması

Şirk yalnız taştan yapılmış putlara yönelmek değildir.

Kalpte Allah’ın önüne geçirilen bir bağ da insanı içten bölebilir.

Tarihte bazı salih insanlar önce sevildi. Ardından hatıraları kutsallaştırıldı. Zamanla sembolleri aracılara, sonra da ibadet edilen varlıklara dönüştü.

Başlangıç sevgi olabilir.

Fakat ölçüsünü kaybeden sevgi, insanı sevdiği varlığa aşırı bir güç vermeye götürebilir.

Bugün de insan:

bir kişiyi sorgulanamaz görebilir,

sevdiğinin her davranışını doğru sayabilir,

onun uğruna adaletten ayrılabilir,

Allah’ın emrine aykırı isteğini yerine getirebilir,

onun kaybını hayatın bütünüyle sona ermesi gibi görebilir.

Burada sevgi nimet olmaktan çıkar, kalbin yönünü bozan bir bağa dönüşür.

Sevgi Allah’a götürüyorsa nimettir.
Allah’tan uzaklaştırıyorsa imtihandır.

El-Vedûd sevgiyi yok etmez; onu gerçek yerine koyar.

Hz. İbrahim’in imtihanı: Kalpte ne öne geçti?

Hz. İbrahim’in oğluyla yaşadığı imtihan, yalnız tarihî bir olay olarak okunmamalıdır.

Bu, Hz. İbrahim’e mahsus peygamberî bir imtihandır. Kıssayı kendimize uygularken sorulması gereken soru:

“Ben oğlumu kurban eder miydim?”

değildir.

Doğru soru şudur:

“Benim kalbimde Allah’ın önüne geçirdiğim bir şey var mı?”

Malımı kaybetme korkusu Allah’a güvenimi zayıflatıyor mu?
İtibarımı korumak için hakikatten vazgeçiyor muyum?
Sevdiğim bir insanın yanlışını sırf onu sevdiğim için savunuyor muyum?
Kendi fikrime, gerçek karşıma çıktığında bile tutunuyor muyum?

İbrahimî teslimiyet insanı değil, kalpte Allah’a rakip hâline gelen bağı keser.

Bu bıçak bir insana yönelmez.

Bağımlılığa, aşırı sahiplenmeye, korkuya ve sevgiyi putlaştırmaya yönelir.

Allah için sevmek ne demektir?

Allah için sevmek, sevgiyi duygusuzlaştırmak değildir.

Tam tersine sevgiyi daha temiz ve güvenilir hâle getirmektir.

Bir insanı Allah için seven kişi:

onun iyiliğini gerçekten ister,

yanlışında onu desteklemez,

onurunu korur,

kendisine faydası bittiğinde onu terk etmez,

sevgisini kontrol aracı olarak kullanmaz,

arkasından hakkını korur,

kusurunu yayarak kendisini büyütmez,

yaptığı iyiliği başına kakmaz.

Böyle bir sevginin merkezinde:

“Bu insan bana ne veriyor?”

sorusu yoktur.

Şu soru vardır:

“Bu insana karşı Allah’ın razı olacağı şekilde nasıl davranabilirim?”

Allah için sevmek, karşıdaki insanı kusursuz görmek değildir.

Onu kusurlarıyla birlikte insan olarak görmek fakat yanlışına ortak olmamaktır.

Sevginin ölçüsü: Hakikati koruyabiliyor musun?

İnsan sevdiği kişinin her istediğini yapmayı sevginin delili sayabilir.

Oysa bazen sevgi “Hayır.” diyebilmektir.

Bir dost yanlış yola gidiyorsa susmak sadakat değildir. Bir yakın haksızlık yapıyorsa onu savunmak sevgi değildir. Bir çocuk zararlı bir şey istiyorsa vermek merhamet değildir.

Gerçek sevgi uyarıyı da içerir.

Hz. Nûh’un kavmi için duyduğu korku sevgisindendi. Onları rahatsız etmek için değil, korumak için uyardı.

Fakat uyarının dili de sevgiye uygun olmalıdır.

Küçümseyerek, utandırarak ve üstünlük taslayarak yapılan uyarı kalbi kapatabilir.

Sevgi hakikati susturmaz;
hakikati merhametle söyler.

El-Vedûd’un ahlâkı, doğruyu kırmadan taşıyabilmektir.

Sevilme ihtiyacı insanı yönetmeye başladığında

İnsan sevilmek ister. Bu tabiidir.

Fakat sevilme ihtiyacı hayatın merkezi olduğunda kişi kendi hakikatinden vazgeçebilir.

İnsanların kendisini beğenmesi için başka türlü görünür.
Yalnız kalmamak için yanlış ilişkilere katlanır.
Dışlanmamak için doğru bildiğini söylemez.
Sevgiyi kaybetmemek için sınırlarını ihlâl ettirir.
Kendisini sevenlerin sayısıyla değerini ölçer.

Böylece sevgi arayışı insanı kendisinden uzaklaştırır.

El-Vedûd ismi kalbe şu güveni verir:

Değerim insanların beni seçmesiyle başlamadı.
İnsanlar benden uzaklaştığında da bütünüyle değersiz olmam.

Allah’ın sevgisine yönelen insan, insanların sevgisini küçümsemez.

Fakat onun için kendisini kaybetmez.

Sevilmek güzel bir nimettir; kulluğun ölçüsü değildir.

Korkuya dönüşen sevgi

İnsan çok sevdiği şeyi kaybetmekten korkar.

Bu korku zamanla sevginin önüne geçebilir.

Sevdiği insan yanındadır ama onu kaybetme ihtimali yüzünden huzur bulamaz. Sahip olduğu nimeti yaşamak yerine, onun yokluğunu düşünür. Böylece sevgi şükür değil, sürekli endişe üretir.

İman insana kaybetmeyeceği bir dünya vadetmez.

Fakat her sevginin gerçek sahibini öğretir.

Sevdiğimiz insanlar Allah’ın bize ikramıdır. Onların ömürlerini, kalplerini ve geleceklerini biz yönetemeyiz.

Biz:

severiz,

ilgileniriz,

koruruz,

dua ederiz,

üzerimize düşeni yaparız.

Fakat onları kendi kudretimizle hayatta tutamayız.

Sevginin huzuru, hiç kaybetmeyeceğine inanmakta değil;
sevdiğini Allah’ın emanetinde bilmektedir.

Karşılık bekleyen sevgi

İnsan bazen verdiği sevgiyi sessiz bir borca dönüştürür.

“Ben senin için bunları yaptım.”
“Sen de bana bunu vermelisin.”
“Ben seni sevdim; beni üzmeye hakkın yok.”

Böylece sevgi hesap tutmaya başlar.

Elbette insan ilişkilerinde karşılıklılık, sadakat ve vefa önemlidir. Fakat her iyiliği görünmeyen bir alacak hâline getirmek sevgiyi yorar.

İhsan sonuca bağlı değildir.

Karşılık beklemeden güzel davranabilmek, ancak insan kendisini merkezin dışına çektiğinde mümkün olur.

Bu, karşısındakinin haksızlığına sınırsızca katlanmak değildir.

Fakat yapılan her iyiliği daha sonra üstünlük kurmak için kullanmamaktır.

Başa kakılan iyilik,
karşısındakinin onurunu incitir ve sevginin temizliğini bozar.

El-Vedûd’u tanıyan insan verirken küçültmez, severken borçlandırmaz.

Sevgi ve mesafe

Her sevgi aynı yakınlığı gerektirmez.

İnsan birini sevebilir fakat zararlı davranışları sebebiyle mesafe koyabilir. Affedebilir fakat eski güveni hemen kuramayabilir. İyiliğini isteyebilir fakat aynı ortamda bulunmayı doğru görmeyebilir.

Mesafe her zaman sevgisizlik değildir.

Bazen hem kendimizi hem karşı tarafı yeni bir haksızlıktan korumanın yoludur.

Sevgi sınırları yok etmez.

Sağlıklı sınırlar, sevginin içinde insan onurunun ve sorumluluğunun korunmasını sağlar.

Bir insana merhamet etmek:

onun her yanlışını kabul etmek,

bütün yükünü taşımak,

kendimizi yok saymak,

sürekli incinmeye razı olmak değildir.

Sevgi kendini feda edebilir;
fakat kendini değersizleştirmek zorunda değildir.

El-Vedûd’un sevgisi insanı onurlandırır. Kulun sevgisi de karşısındakinin onurunu korumalıdır.

Sevginin en yüksek hâli: İhsan

İhsan, yapılan işi yalnız görev olduğu için değil, Allah görüyor bilinciyle en güzel biçimde yapmaktır.

Sevgi burada derinleşir.

İki insan aynı yardımı yapabilir.

Biri yalnız vermesi gerektiği için verir.
Diğeri verirken karşısındaki insanın onurunu incitmez; güzel bir söz söyler, ihtiyacını teşhir etmez ve yaptığı iyiliği unutmasını sağlar.

Birincisi iyilik yapmıştır.

İkincisi iyiliği güzelleştirmiştir.

İşte o, muhlistir ve aynı zamanda muhsin olmaya yaklaşmıştır.

El-Vedûd’un sevgisi kulun ahlâkında:

nezaket,

vefa,

merhamet,

gönül alma,

kusuru örtme,

güzel üslup,

karşılık beklemeden iyilik yapma olarak görünür.

Sevginin gerçekliği, yalnız ne hissettiğimizde değil;
sevdiğimize nasıl davrandığımızda anlaşılır.

Allah sevgisi nasıl anlaşılır?

Allah’ı sevdiğini söylemek kolaydır.

Fakat sevgi yalnız sözle ölçülmez.

“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”
Âl-i İmrân Sûresi, 3/31

Allah sevgisi:

doğruluğu seçmekte,

emaneti korumakta,

kul hakkından sakınmakta,

merhametli olmakta,

gücü kötüye kullanmamakta,

kimse görmezken de güzel davranmakta kendisini gösterir.

İnsan ibadet ederken Allah’ı sevdiğini söyleyip insanlara haksızlık yapıyorsa, sevgi sözü ahlâka dönüşmemiştir.

Sevginin meyvesi itaattir.

İtaatin meyvesi ise güzel ahlâktır.

Allah sevgisi kalpte başlar;
fakat insanlara davranışımızda görünür hâle gelir.

El-Vedûd’u tanıyan insan

El-Vedûd ismini kalbinde taşıyan kişi:

değerini yalnız insanların sevgisiyle ölçmez,

sevdiğini mülkü gibi görmez,

sevgisini kontrol ve baskı aracına dönüştürmez,

sevdiğinin yanlışını sevgi adına savunmaz,

uyarırken onuru korur,

iyiliklerini görünmeyen bir borç hâline getirmez,

kaybetme korkusunun sevgisini zehirlemesine izin vermez,

gerektiğinde merhametle sınır koyar,

sevgisinin kendisini Allah’tan uzaklaştırıp uzaklaştırmadığını sorgular,

Allah sevgisini yalnız sözde değil, ahlâkında göstermeye çalışır.

Onun temel sorusu yalnız:

“Beni kim seviyor?”

değildir.

Şunu da sorar:

“Ben severken Allah’ın razı olacağı bir insan olabiliyor muyum?”

Bu Dersin Kalp Anahtarı

Sevgi Allah’ın verdiği bir nimettir; mülkiyet hakkı değildir.
Sevdiğimi kontrol etmekle değil, onun onurunu ve hayrını korumakla görevliyim.
Hiçbir insanı Allah’ın önüne geçirmem; hiçbir sevgi uğruna hakikatten ayrılmam.
İnsanların sevgisi değişebilir; El-Vedûd’un kapısı ise kendisine yönelen kula açıktır.
Gerçek sevgi, Allah’a yaklaştırır ve güzel ahlâka dönüşür.

Dua

Yâ Vedûd,

Kalbimize temiz, ölçülü ve merhametli bir sevgi ver.

Bizi sevdiğini mülkü gibi görenlerden, sevgisini baskı ve kontrol aracına dönüştürenlerden ve bir insanın sevgisi uğruna hakikatten vazgeçenlerden eyleme.

Sevdiğimiz insanları Senin emanetin bilmeyi; onları korurken iradelerine saygı duymayı; yanlışlarında desteklemek yerine güzel bir dille uyarmayı nasip et.

Sevilme ihtiyacımızın bizi kendi hakikatimizden uzaklaştırmasına izin verme. İnsanların ilgisini kaybetmemek uğruna Senin rızanı kaybetmekten bizi koru.

Kalbimizde Sana rakip hâline gelen bütün bağları temizle. Malı, itibarı, insanları ve kendi fikirlerimizi sevgimizin kıblesi yapmaktan Sana sığınırız.

Severken borçlandırmamayı, verirken başa kakmamayı, affederken kendimizi değersizleştirmemeyi ve gerektiğinde merhametle sınır koyabilmeyi öğret.

Allah sevgimizi sözden davranışa; ibadetten ahlâka; duygudan ihsana dönüştür.

Ve kalbimize şu hakikati yerleştir:

Sevmek sahip olmak değildir.
Sevmek, Allah’ın emanetine güzel davranmaktır.
Her sevginin kaynağı Sensin;
kalbin gerçek huzuru Senin sevgindedir.

Âmin.