← Dersler

19. Ders

Eş-Şekûr ve El-Hamîd: Nimeti Görmek ve İyiliğin Kaybolmadığını Bilmek

“Eğer şükrederseniz size olan nimetimi mutlaka artırırım.”
İbrahim Sûresi, 14/7

İnsan çoğu zaman sahip olmadığı şeyi görür.

Eksik olana bakar.
Gecikene takılır.
Kaybettiğini hatırlar.
Başkalarının sahip olduklarıyla kendi hayatını karşılaştırır.

Fakat her gün kendisine sunulan nimetlerin büyük kısmının yanından fark etmeden geçer.

Nefes devam eder.
Kalp çalışır.
Güneş doğar.
Su bulunur.
Bir insan hâlimizi sorar.
Bir yanlışın ardından dönüş kapısı açık kalır.

Bunlar tekrarlandıkça sıradanlaşır.

Oysa nimetin sıradanlaşması, değerinin azalması değildir. Yalnız insanın görme kabiliyetinin körelmesidir.

Eş-Şekûr, kulunun küçük iyiliğini dahi karşılıksız bırakmayandır.
El-Hamîd, verdiği nimetlerden önce de sonra da bütün övgüye layık olandır.

Eş-Şekûr: Az amele çok karşılık veren

İnsan teşekkür ederken çoğu zaman yapılan iyiliğin büyüklüğüne bakar.

Küçük bir davranışı önemsemeyebilir. Sessiz bir fedakârlığı görmeyebilir. Bir insanın elinden gelenin ne kadar sınırlı olduğunu hesaba katmayabilir.

Allah’ın karşılığı böyle değildir.

Eş-Şekûr:

kimse görmeden yapılan iyiliği,

güç yettiğince verilen küçük sadakayı,

zor zamanda söylenmeyen kötü sözü,

insanın yapabileceği hâlde vazgeçtiği haksızlığı,

yorgunken yerine getirilen vazifeyi,

kalpte başlayan samimi dönüşü bilir.

Kulun ameli küçük olabilir; fakat Allah’ın karşılığı kulun küçüklüğüne göre değil, ilâhî ikramına göre gelir.

Allah yalnız yaptığının büyüklüğüne değil,
hangi şartta ve hangi niyetle yaptığın iyiliğe de bakar.

Bazen insanın en kıymetli ameli, kimsenin fark etmediği yerde nefsine karşı kazandığı küçük bir zaferdir.

Allah’ın şükretmesi ne demektir?

Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.

Kulun ibadeti O’nun büyüklüğünü artırmaz. İnsanın iyiliği Allah’a bir fayda sağlamaz.

Öyleyse Eş-Şekûr ne demektir?

Allah’ın kulunun iyiliğini kabul etmesi, onu kaybetmemesi, bereketlendirmesi ve hak ettiğinden daha fazlasıyla karşılık vermesidir.

İnsan sınırlı bir ömür içinde küçük bir amel yapar; Allah ona kalıcı bir karşılık verebilir.

Kul bir güzel söz söyler; o söz başka bir kalbi iyileştirir.
Bir çocuk yetiştirir; onun iyiliği yıllarca devam eder.
Bir emaneti korur; korunmasının neticesi gelecek nesillere ulaşır.
Bir kötülükten Allah için vazgeçer; kalbi yeni kötülüklerden korunur.

İnsan yaptığı iyiliğin nereye kadar ulaşacağını bilemez.

Eş-Şekûr bilir ve onu zayi etmez.

İyiliğin hemen karşılık bulmaması

İnsan yaptığı güzel davranışın sonucunu görmek ister.

Teşekkür bekler.
Anlaşılmak ister.
Emeğinin fark edilmesini arzular.
Fedakârlığının bir karşılığı olsun ister.

Fakat bazen iyilik karşılıksız görünür.

Teşekkür edilmez.
Emeğin adı anılmaz.
Yardım ettiğin insan kıymet bilmez.
Doğru davrandığın hâlde kaybedersin.

İnsan böyle zamanlarda:

“Demek ki yaptığımın hiçbir anlamı yokmuş.”

diye düşünebilir.

Eş-Şekûr ismi bu düşünceyi düzeltir:

İnsanların karşılık vermemesi,
Allah’ın iyiliğini görmediği anlamına gelmez.

İyiliğin gerçek kıymeti, onu kimin alkışladığıyla ölçülmez.

Allah için yapılan bir amel, dünyadaki sonucu görünmese de kaybolmaz.

Şükür yalnız “Elhamdülillah” demek değildir

Şükür dille başlar ama dilde tamamlanmaz.

Nimeti Allah’tan bilmek kalbin şükrüdür.
Nimeti doğru kullanmak davranışın şükrüdür.
Nimeti başkalarıyla paylaşmak ahlâkın şükrüdür.

Sağlığın şükrü yalnız sağlıklı olduğuna sevinmek değildir; bedenini haramdan korumaktır.

Bilginin şükrü, onunla üstünlük taslamak değil; fayda üretmektir.

Malın şükrü, biriktirmekle övünmek değil; hakkını vermek ve muhtacı gözetmektir.

Gücün şükrü, insanlara hükmetmek değil; zayıfın hakkını korumaktır.

Zamanın şükrü, onu boşlukla tüketmek değil; anlamlı bir işte kullanmaktır.

Kullanılmayan nimet fark edilmemiş,
yanlış kullanılan nimet ise şükrü yapılmamış nimettir.

Şükür, nimetin bizi Allah’a ve güzel ahlâka yaklaştırmasıdır.

Nimete alışmak

İnsan nimet kaybolduğunda onun kıymetini daha iyi anlar.

Hastalanınca sağlığı,
susuz kalınca suyu,
yalnız kalınca dostluğu,
güvensizlik yaşayınca huzuru,
konuşamayınca sesi fark eder.

Oysa nimet varken de görülebilmelidir.

Kâinat büyük bir sofra gibidir.

Güneş ışık verir.
Toprak ürün çıkarır.
Su gökten iner.
Ağaçlar meyve verir.
Hava her nefeste hayatı sürdürür.

Bunların hiçbiri insanın emrinde değildir; fakat insana hizmet eder.

İnsan sürekli gördüğü bu ikramlara alışır.

Alışınca fark etmez.
Fark etmeyince şükrü azalır.
Şükür azalınca nimeti kendi hakkı zannetmeye başlar.

Nimeti kaybetmeden fark etmek,
şükrün en temiz hâllerinden biridir.

Hak görmek ile nimet görmek arasındaki fark

İnsan sahip olduğu şeyleri kendiliğinden kazanılmış bir hak gibi görebilir.

“Ben çalıştım, elde ettim.”
“Bunu zaten hak ediyorum.”
“Bunların bulunması normal.”

Elbette insan çalışır, emek verir ve sebeplere başvurur.

Fakat çalışabilecek sağlık, düşünecek akıl, karşılaşılacak imkân, sonuç verecek düzen ve harcanacak zaman da insana verilmiştir.

İnsan emeğini inkâr etmemelidir.

Fakat emeğini mümkün kılan nimetleri de unutmamalıdır.

Her şeyi yalnız kendinden bilen insan gurura yaklaşır.

Her şeyi Allah’tan bilip kendi sorumluluğunu yok sayan insan ise tembelliğe düşer.

Doğru ölçü şudur:

Çalışmak kulun vazifesidir;
imkânı ve neticeyi yaratmak Allah’ın ikramıdır.

Şükür insanı pasif yapmaz.

Daha sorumlu yapar.

Nimet yalnız hoşumuza giden şey değildir

İnsan nimet denildiğinde rahatlık, bolluk, sağlık ve başarı düşünür.

Fakat notlarımızın öğrettiği daha geniş bir ölçü vardır:

İlim nimettir.
İman nimettir.
Sabır nimettir.
Doğruyu yanlıştan ayırabilmek nimettir.
Hatadan dönebilmek nimettir.
Bir kötülüğü yapabilecek durumdayken ondan vazgeçmek nimettir.
İnsanı kendine getiren bir uyarı nimettir.

Bazen insanın hoşuna gitmeyen bir olay, ona daha önce görmediği bir gerçeği gösterir.

Bu olayın kendisi acı olabilir.

Fakat acının içinden doğan idrak bir nimet olabilir.

Şükür burada acıyı inkâr etmez.

Acının içinde kaybolmayan hayrı fark etmeye çalışır.

Şükür ile rıza arasındaki fark

Şükür nimeti görmektir.

Rıza hikmeti görmektir.

Şükür daha çok verilen güzelliğe yönelir:

“Rabbim, bunu bana Sen verdin.”

der.

Rıza ise insanın henüz anlamadığı durumda bile:

“Rabbim, hikmetini bugün göremesem de Sana karşı kalbimi bozmayacağım.”

demesidir.

Şükür sevinç zamanında kolaylaşabilir.

Rıza ise zor zamanda derinleşir.

İnsan güzel şeyler için şükrederken, zor şeylerde de Allah’tan kopmamayı öğrenir.

Şükür nimetin içindeki ikramı,
rıza imtihanın içindeki hikmeti görmektir.

Bu nedenle kalbin anahtarı şudur:

Her gelen ya nimettir ya hikmettir.

Bazen ikisini aynı anda görebiliriz.
Bazen hikmet ancak yıllar sonra açılır.

Şükür, acıyı susturmak değildir

Acı yaşayan bir insana:

“Şükret, daha kötüsü olabilirdi.”

demek her zaman teselli değildir.

Bu söz onun yaşadığı kaybı küçümseyebilir.

Şükür, insanın üzülmesini yasaklamaz.

İnsan ağlayabilir.
Kaybının acısını yaşayabilir.
Haksızlık karşısında rahatsız olabilir.
Yorulduğunu söyleyebilir.

Şükür bunları inkâr ederek kurulmaz.

Gerçek şükür şöyle diyebilir:

“Canım acıyor; fakat Rabbimin bana verdiği her şeyi unutmayacağım.”

“Bir şeyi kaybettim; fakat hayatımın bütünü kayıptan ibaret değil.”

“Bugün zorlanıyorum; fakat imanımı, vicdanımı ve dua kapısını kaybetmedim.”

Şükür, acının yokluğu değil;
acının bütün görüş alanını kaplamasına izin vermemektir.

El-Hamîd: Övgünün gerçek sahibi

İnsan çoğu zaman elde ettiği nimet sebebiyle Allah’a hamdeder.

İşi yoluna girdiğinde, hastalığı iyileştiğinde, beklediği haber geldiğinde:

“Elhamdülillah.”

der.

Fakat El-Hamîd ismi daha derin bir hakikat taşır.

Allah yalnız bize istediğimizi verdiği için hamde layık değildir.

O, zatı, rahmeti, hikmeti, adaleti ve bütün güzel isimleriyle hamde layıktır.

Nimet gelmeden önce de El-Hamîd’dir.
Nimet geldikten sonra da El-Hamîd’dir.
Biz hikmeti gördüğümüzde de görmediğimizde de El-Hamîd’dir.

Bu, insanın her acı olaydan memnun olması gerektiği anlamına gelmez.

Allah’ın kusursuzluğunu, bizim o anki şartlarımıza bağlamamaktır.

Hamd, “Her şey istediğim gibi oldu.” demek değildir.
“Rabbim, ben her şeyi anlamasam da Sen kusurdan münezzehsin.” demektir.

Hamd ile övgü arasındaki fark

İnsanlar birbirlerini başarı, güzellik, güç veya fayda sebebiyle över.

Bu övgü şartlara bağlıdır.

Başarı sona erdiğinde alkış azalabilir.
Güzellik değiştiğinde ilgi kaybolabilir.
Güç bittiğinde çevredeki insanlar dağılabilir.

Allah’a hamd ise geçici bir özelliğe bağlı değildir.

Her güzelliğin kaynağı O’dur.

İnsandaki merhamet Rahîm’i,
güzellik Cemîl’i,
ilim Alîm’i,
adalet Adl’i,
ikram Kerîm’i hatırlatır.

İnsan bir güzellik gördüğünde o güzelliği küçümsemez.

Fakat onu mutlaklaştırmaz.

Güzel davranan insana teşekkür eder; güzelliğin asıl kaynağı olarak Allah’a hamdeder.

Teşekkür nimetin ulaştığı eli görür;
hamd nimetin gerçek kaynağını görür.

İnsanlara teşekkür etmek

Şükür yalnız Allah’a yönelen bir duygu değildir; insanlarla ilişkilerimizi de güzelleştirmelidir.

Bir insanın iyiliğini görmemek, sürekli eksiklerini saymak ve yaptığı fedakârlığı sıradan kabul etmek kalbi kabalaştırır.

Aile içinde birçok iyilik alışkanlığa dönüşür.

Birinin yıllarca gösterdiği emek artık fark edilmez. Sofraya konan yemek, taşınan sorumluluk, gösterilen sabır ve verilen destek kendiliğinden oluyormuş gibi kabul edilir.

Oysa teşekkür, karşısındakine:

“Yaptığını gördüm.”

demektir.

Bu söz insanın onurunu ve bağını güçlendirir.

Eş-Şekûr’u tanımaya çalışan kişi, insanların küçük iyiliklerini de görmeye çalışır.

Allah’ın nimetine şükreden kalp,
kulun iyiliğine karşı da nankör davranmaz.

İnsanlara teşekkür etmek Allah’ı unutmak değildir.

Nimetin gönderildiği vesileye hürmet etmektir.

Nankörlük yalnız “şükretmemek” değildir

Nankörlük nimeti hiç anmamakla sınırlı değildir.

Nimeti yanlış yerde kullanmak da nankörlüktür.

Bilgiyi insanları yanıltmak için kullanmak,
gücü zayıfı ezmek için kullanmak,
malı başkasının hakkını çiğnemek için kullanmak,
dili iftira ve gıybet için kullanmak,
inancı üstünlük ve gösteriş aracı hâline getirmek…

Bunlar nimeti kendi gayesinin tersine çevirmektir.

Nimet şükür ister.

Şükür edilmediğinde yalnız azalması değil, insanın aleyhine dönmesi de mümkündür.

Mal arttıkça kalp katılaşıyorsa,
güç arttıkça merhamet azalıyorsa,
bilgi arttıkça kibir büyüyorsa,
nimet kişiyi Allah’tan uzaklaştırıyorsa…

Dışarıdan çoğalma vardır; fakat içeride bereket azalmaktadır.

Nimetin çokluğu değil,
insanı neye dönüştürdüğü önemlidir.

Şükür nimeti nasıl artırır?

“Şükrederseniz artırırım.” vaadi yalnız miktarın çoğalması anlamına gelmeyebilir.

Bazen aynı nimet içindeki fayda artar.

Aynı ev daha huzurlu olur.
Aynı gelir daha bereketli kullanılır.
Aynı vakitte daha anlamlı işler yapılır.
Aynı bilgi daha çok insana fayda verir.
Aynı ilişki daha derin bir vefaya dönüşür.

Şükür, insanın nimeti görme kabiliyetini de artırır.

Nimeti fark eden kişi daha çok nimet görmeye başlar. Çünkü bakışı değişmiştir.

Şikâyete alışan zihin sürekli eksiği arar.

Şükre alışan kalp ise eksikleri inkâr etmeden var olan güzellikleri de görür.

Bazen artan nimet değil,
nimeti fark eden kalbin genişliğidir.

Bu genişlik insanın hayatını zenginleştirir.

Küçük iyiliği küçümsememek

İnsan büyük işler yapamadığı için hiçbir şey yapmamayı seçebilir.

“Benim imkânım sınırlı.”
“Bunun ne faydası olacak?”
“Dünyada bu kadar sorun varken küçük bir iyilik neyi değiştirir?”

Oysa Eş-Şekûr küçük iyiliği küçümsemez.

Bir güzel söz,
bir gönül alma,
bir yetimin hakkını korumak,
kimse yokken emanete sadık kalmak,
bir insanın onurunu incitmemek,
haksız bir söze katılmamak…

Bunlar dünyayı bir anda değiştirmeyebilir.

Fakat bir insanın dünyasını değiştirebilir.

İyilik yalnız sonucunun büyüklüğüyle ölçülmez.

Bazen yapıldığı şart, taşıdığı niyet ve koruduğu değer onu büyütür.

Küçük iyilik yoktur;
yalnız insanın küçük gördüğü iyilik vardır.

Şükür ve karşılaştırma

İnsan kendi hayatını başkalarının görünen hayatıyla karşılaştırdığında şükrünü kaybedebilir.

Başkalarının sahip olduğu imkânları görür; onların taşımadığı yükleri bilmez. Kendi sıkıntısını bilir; kendisine verilmiş fakat başkasında olmayan nimetleri fark etmez.

Karşılaştırma çoğu zaman eksiklik hissini büyütür.

Şükür ise insanı kendi emanetine döndürür.

“Başkalarına ne verildi?”

sorusundan önce:

“Bana verilenle ne yapıyorum?”

diye sorar.

Herkesin imtihanı, kabiliyeti ve sorumluluğu farklıdır.

Şükür insanı başkasının hayatını istemekten çıkarıp kendi hayatının hakkını vermeye yöneltir.

Bu nedenle şükür yalnız huzur değil, vazife bilinci de doğurur.

Zor zamanda şükredilebilecek şey

Bazı dönemlerde insanın elinde kayıptan başka bir şey yokmuş gibi görünebilir.

Böyle zamanlarda şükür için büyük nimetler aramak zor olabilir.

Fakat insan kendisine şu soruları sorabilir:

Bütün bunlara rağmen hangi değerimi koruyabildim?

Hâlâ dua edebiliyor muyum?

Vicdanım hâlâ haksızlığa karşı konuşuyor mu?

Sevebildiğim insanlar var mı?

Bir başkasına küçük de olsa iyilik yapabilecek gücüm kaldı mı?

Allah’a dönüş kapısı hâlâ açık mı?

Bazen en büyük nimet, insanın her şeye rağmen kalbinin bütünüyle kararmamış olmasıdır.

Kaybın ortasında imanını koruyabilmek,
görünmeyen büyük bir nimettir.

Şükür bazen sahip olunan bolluğa değil, kaybedilmeyen öze yönelir.

Eş-Şekûr ve El-Hamîd’i tanıyan insan

Bu iki ismi kalbinde taşıyan kişi:

sürekli gördüğü nimetlere alışıp onları değersizleştirmez,

küçük iyiliği küçümsemez,

yaptığı hayrın karşılığını yalnız insanlardan beklemez,

nimeti Allah’tan bilir fakat kendi sorumluluğunu terk etmez,

şükrü yalnız sözde bırakmaz; nimeti doğru kullanır,

acısını inkâr etmeden hayatındaki güzellikleri görür,

insanlara teşekkür etmeyi bilir,

nimetin çokluğundan önce kendisini neye dönüştürdüğüne bakar,

başkalarının hayatıyla karşılaştırmak yerine kendi emanetinin hakkını vermeye çalışır,

sonuç görünmese de Allah için yapılan hiçbir iyiliğin kaybolmadığına inanır.

Onun temel sorusu yalnız:

“Neye sahip değilim?”

değildir.

Şunu da sorar:

“Bana verilenleri görüyor ve hakkını verebiliyor muyum?”

Bu Dersin Kalp Anahtarı

Nimetin tekrar etmesi onu sıradanlaştırmaz.
Şükür yalnız “Elhamdülillah” demek değil, verileni Allah’ın razı olacağı yerde kullanmaktır.
İnsanların görmediği küçük iyilikleri Eş-Şekûr kaybetmez.
El-Hamîd, işler istediğim gibi olduğunda da olmadığında da bütün övgüye layıktır.
Şükür nimeti, rıza hikmeti görür.
Her gelen ya nimettir ya hikmettir.

Dua

Yâ Şekûr,

Bize küçük nimetlerini büyük bir kalple görebilmeyi nasip et.

Her gün tekrar ettiği için sıradan saydığımız nefesin, sağlığın, suyun, dostluğun, imanın ve dönüş kapısının kıymetini fark ettir.

Yaptığımız iyiliklerin karşılığını yalnız insanlardan beklemekten bizi koru. Teşekkür görmediğimizde iyilikten vazgeçirmesin; kimse bilmediğinde amelimizin değersiz olduğunu düşündürmesin.

Küçük hayırları küçümsememeyi ve Senin için yapılan hiçbir güzel davranışın kaybolmadığına inanmayı öğret.

Yâ Hamîd,

Nimet geldiğinde Seni unutmamayı, nimet geciktiğinde Sana kusur isnat etmemeyi nasip et.

Şükrümüzü dilimizden kalbimize, kalbimizden davranışlarımıza taşı.

Bilgimizi faydaya, malımızı iyiliğe, gücümüzü adalete ve zamanımızı anlamlı bir ömre dönüştür.

Acılarımızı inkâr etmeden nimetlerini görmeyi; kayıplarımızın içinde koruduğun özü fark etmeyi nasip et.

Bizi insanların iyiliklerine karşı nankör davrananlardan eyleme. Ailemizin, dostlarımızın ve hayatımıza iyilikle dokunanların emeğini görmeyi ve teşekkür etmeyi öğret.

Başkalarının hayatına bakarak kendi emanetimizi küçümsemekten bizi koru.

Ve kalbimize şu hakikati yerleştir:

Nimet alışıldığında değersizleşmez.
İyilik görünmediğinde kaybolmaz.
Şükür nimeti görür, rıza hikmeti bekler.
Hamd, her hâlde yalnız Sanadır.

Âmin.