“İman edip imanlarına zulüm bulaştırmayanlar var ya; işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır.”
En‘âm, 82
İman yalnız Allah’ın varlığına inanmak değildir.
İman, Allah’a güvenmektir.
İnsan inanabilir; fakat yine de her şeyi kendi kontrolünde tutmaya çalışabilir. Geleceği, insanları ve sonuçları yönetebileceğini düşünür. Kontrol elinden çıktığında da kalbi daralır.
Bu daralma çoğu zaman olayların büyüklüğünden değil, insanın taşıyamayacağı bir yükü üstlenmesinden doğar.
Allah bize bütün sonuçları yönetme vazifesi vermedi.
Kalbin Kontrol Endişesi
Gelecek ne olacak?
Kim kalacak?
Ne kaybolacak?
Beklediğim sonuç gerçekleşecek mi?
İnsan en çok belirsizlikten korkar.
Kontrol endişesi kalbe şöyle söyler:
“Ben idareyi bırakırsam her şey dağılır.”
Fakat iman başka bir şey söyler:
“Benim elimde değil; fakat O’nun elinde.”
Hiçbir şey kontrolsüz değildir.
Her kayıp, her sevinç ve her an Allah’ın ilmi ve izni içindedir.
İmanın kalbe verdiği ilk huzur budur: İnsan artık bütün hayatı kendi omuzlarında taşımak zorunda olmadığını anlar.
Artık Dayanağım Var
İman ile emniyet aynı köke bakar.
İman kalbe yerleştiğinde insanın içinde şu cümle doğar:
“Artık dayanağım var.”
Bu cümle bütün sıkıntıların sona erdiğini söylemez.
Kayıp yine vardır.
Beklemek yine vardır.
İnsanların vefasızlığı yine vardır.
Hayatın belirsizliği yine vardır.
Fakat korku artık aynı yerde durmaz.
İnsan kendisini yalnız hissetmediği için, başına gelenler onu eskisi gibi sahipsiz bırakmaz.
“Allah benimle.” sözü yalnız bir teselli değil, kalbin her nefesini saran bir idrak hâline gelir:
“Ben yalnız yürümüyorum.”
“Sözümü, kalbimi ve sessizliğimi bilen var.”
İman Korkuyu Yok Etmez
İman, korkuyu yok etmez; yönünü değiştirir.
İnsan artık yalnız kaybetmekten, insanların vereceği zarardan veya gelecekte başına geleceklerden korkmaz.
Asıl korkusu Allah’tan uzak kalmaktır.
Bu korku insanı dağıtmaz; toparlar. Çünkü onu korktuğu şeyden kaçırmaz; Rabbine yaklaştırır.
İnsan kendisine şunu sorabilir:
“Ben en çok neyi kaybetmekten korkuyorum?”
Malını mı?
İtibarını mı?
İnsanların desteğini mi?
Kontrolü mü?
Yoksa Allah’a olan yakınlığını mı?
Kalbin bağlandığı yer, korkusunun yönünden anlaşılır.
Sabır, Güvenin Devamıdır
“Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”
Bakara, 153
Güvenmek bir anlık olabilir.
İnsan dua ederken huzur bulabilir. Fakat bekleyiş uzadığında aynı güveni korumak zorlaşır.
Sabır, güvenin kalıcı hâle gelmesidir.
Sabır yalnız beklemek değildir.
Sabır, ilk iman anında kalbe gelen huzura sahip çıkmaktır:
“Ben bu huzuru kaybetmeyeceğim.”
Sonuç gecikebilir.
İnsanlar değişebilir.
Şartlar ağırlaşabilir.
Fakat sabır, kalbin yönünü değiştirmemesidir.
İman bir çekirdektir. Zikir ve sabırla sulanır, şükürle meyve verir. Kalpte huzur ağacına dönüşür.
Fırtına geldiğinde ağacın dalları sallanabilir; fakat kökü yerinden çıkmaz.
Dört Hâl, Dört Anahtar
Kalbi daraltan dört hâl vardır:
Endişe, ümitsizlik, kibir ve sebeplere aşırı güven.
Bu hâller fark edildiğinde kalp, Allah’ın isimleriyle yeniden yönünü bulabilir.
Endişede:
“Yâ Vekîl, işimi Sana emanet ettim.”
Ümitsizlikte:
“Yâ Rahîm, rahmetinden ümit kesmem.”
Kibirde:
“Yâ Kebîr, büyüklük yalnız Sanadır.”
Sebeplere aşırı güvende:
“Yâ Samed, her şey Senden.”
Bunlar yalnız tekrarlanacak sözler değildir.
Her biri, kalbin yanlış yere bağlandığı anda onu yeniden Allah’a çeviren bir anahtardır.
Bu Dersin Kalp Anahtarı
İman, başına hiçbir şey gelmeyeceğine inanmak değildir.
Başına gelecek hiçbir şeyin Allah’ın ilminden, kudretinden ve hikmetinden bağımsız olmadığına güvenmektir.
Huzur, sonucun her zaman istediğin gibi olması değildir.
Huzur, sonuç ne olursa olsun yalnız olmadığını bilmektir.
“Benim elimde değil; fakat O’nun elinde.”
Dua
Allah’ım,
taşıyamayacağım kontrol yükünü kalbimden al.
Bana vazifemi yapmayı,
neticeyi Sana bırakmayı öğret.
Kaybetmekten korkarken Seni kaybetmemeyi,
beklerken güvenimi korumayı
ve sebeplerin arkasında kudretini görmeyi nasip et.
Kalbime “Artık dayanağım var.” diyebilecek bir iman ver.