İnsan:
“Allah birdir.”
diyebilir.
Fakat hayatının içinde:
insanların takdirine,
görülmeye,
övülmeye,
kendi adının öne çıkmasına,
başarının kendisine yazılmasına
bağlanabilir.
Dil Allah’ın bir olduğunu söylerken kalp birçok kapının önünde bekleyebilir.
İhlâs, tevhidin amel hâline gelmesidir.
Tevhid zihinde:
“Allah birdir.”
demekse, ihlâs hayatın içinde:
“Öyleyse kulluğum da yalnız O’nadır.”
diyebilmektir.
Efendimiz’in Cibril hadisindeki meşhur tarif şöyledir:
“İhsan, Allah’a O’nu görüyormuşçasına kulluk etmendir; sen O’nu görmesen de O seni görür.”
Buhârî ve Müslim
İnsanların görüp görmemesi ikinci plandadır. Asıl mesele, Allah’ın gördüğünü bilerek yaşamaktır.
Dini Allah’a Has Kılmak
Kur’an’da ihlâsın özünü anlatan çok açık bir ifade vardır:
وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ
“Hâlbuki onlara, dini yalnız Allah’a has kılarak, O’na yönelen kimseler olarak Allah’a kulluk etmeleri emredilmişti.”
Beyyine, 5
İhlâs yalnız kötü niyetlerden arınmak değildir.
İbadetin,
iyiliğin,
hizmetin,
duanın,
ümidin
ve kulluğun yönünü Allah’a çevirmektir.
İnsan görünürde çok güzel bir iş yapabilir.
Fakat aynı amel iki farklı kalpte iki farklı değer taşıyabilir.
Biri:
“İnsanlar beni iyi bilsin.”
diye yapar.
Diğeri:
“Rabbim razı olsun.”
diye yapar.
Dışarıdan bakıldığında amel aynı olabilir.
Fakat amelin Allah katındaki yönünü niyet belirler.
Peygamber Efendimiz (S.A.V.):
“Ameller ancak niyetlere göredir.”
buyurur.
(Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1; Müslim, İmâre, 155)
Demek ki ihlâs, amelin görünmeyen tarafıdır.
İnsanların gözü işi görür.
Allah ise işi doğuran niyeti de bilir.
Hiç Kimse Bilmeyecek Olsaydı
İnsan kendi niyetini her zaman kolayca okuyamaz.
Nefis, Allah için yapılan bir işin içine sessizce girebilir:
“Benim yaptığım bilinsin.”
“Benim ismim yazılsın.”
“Başarı bana ait sayılsın.”
“İyilik benim elimle gerçekleşsin.”
“Benim grubum kazansın.”
İyilik devam eder; fakat merkeze yavaş yavaş “ben” yerleşir.
İhlâs Risalesi’nde üzerinde durulan önemli ölçülerden biri de budur: Allah’ın rızası için yapılan bir hizmette asıl mesele hayrın kimin eliyle gerçekleştiği değil, o hayrın gerçekleşmesidir.
Bu, nefsin zorlandığı bir imtihandır.
Eğer yaptığım iyiliği dünyada hiç kimse öğrenmeyecek olsaydı, yine yapar mıydım?
Bir hayır yaptım.
Adım yazılmayacak.
Kimse teşekkür etmeyecek.
Kimse bilmeyecek.
Hatta insanlar başka birisinin yaptığını sanacak.
Yine de içim rahat mı?
Eğer:
“Allah biliyor.”
yetiyorsa, ihlâsın çok güzel bir yerine yaklaşıyoruz.
“Hiç kimse görmese, hiç kimse alkışlamasa, hiç kimse teşekkür etmese, Allah’ın razı olduğunu bilmek bana yeter mi?”
İhlâs, İnsanları Değersiz Görmek Değildir
İhlâs:
“İnsanların ne düşündüğünün hiçbir önemi yoktur.”
diye kabalaşmak değildir.
İnsanlara karşı sorumluluklarımız vardır.
Verdiğimiz sözler,
taşıdığımız emanetler,
yaptığımız işin hesabı
ve başkalarının üzerimizdeki hakları önemlidir.
İhlâs, insanları önemsememek değil; insanların takdirini kulluğun hedefi hâline getirmemektir.
Bir işi güzel yapmak gerekir.
İnsanlara karşı dürüst olmak gerekir.
Yanlış anlaşılmayı gidermek için hakikati anlatmak da gerekebilir.
Fakat bütün bunların sonunda kalbin nihai sorusu şu olmalıdır:
“İnsanlar beni nasıl gördü?”
değil,
“Rabbim bu amelden razı oldu mu?”
İnsanların takdir etmesi güzel olabilir.
Fakat ihlâs, o takdir gelmediğinde amelin yönünün bozulmamasıdır.
İyi Niyet Tek Başına Yetmez
Kur’an, insanın yalnız niyetini değil, yöneldiği yolu da düzeltir.
Zümer Sûresi’nde Allah’tan başka veliler edinenlerin gerekçesi şöyle aktarılır:
وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَىٰ
“Allah’tan başka dostlar edinenler, ‘Biz onlara yalnız bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz.’ derler.”
Zümer, 3
Bu ayetteki gerekçe görünüşte dinîdir:
“Allah’a yaklaşmak istiyoruz.”
Fakat iyi görünen gerekçe, yanlış kulluk biçimini doğru hâle getirmemiştir.
Buradan çok önemli bir ölçü çıkar:
Niyet doğru olmalıdır.
Yol da doğru olmalıdır.
“Maksadım güzel.” demek tek başına yeterli değildir.
Niyet doğru olacak.
Yol da doğru olacak.
Allah’a yaklaşmak istiyorsam, Allah’ın gösterdiği yoldan yaklaşmalıyım.
İhlâs yalnız:
“Kimin için yapıyorum?”
sorusuna değil,
“O’nun razı olduğu şekilde mi yapıyorum?”
sorusuna da cevap verir.
Çünkü kulluğun sahibi Allah ise kulluğun ölçüsünü de O belirler.
Allah ile Kul Arasına Kutsal Otoriteler Koymak
Zümer 3 bize gösteriyor ki Allah’ın varlığını kabul etmek tek başına tevhid için yeterli değildir.
Ayette sözü edilen insanlar:
“Allah yoktur.”
demiyorlardı.
Allah’a yakınlaşma iddiasıyla kulluklarının arasına başka kutsal otoriteler koyuyorlardı.
Bu nedenle tevhid yalnız Allah’ın varlığına inanmak değildir.
Duayı,
ibadeti,
nihai ümidi,
mutlak teslimiyeti
ve kulluğu yalnız Allah’a yöneltmektir.
Elbette insan öğretmenden öğrenir.
Âlime danışır.
Salih insanların duasını isteyebilir.
Bir doktoru, dostu veya rehberi sebep edinir.
Fakat hiçbir sebep Allah’ın yerine geçirilmez.
Hiçbir insanın sözü Allah’ın ölçüsünün üzerine çıkarılmaz.
Hiçbir sevgi kulluğa dönüştürülmez.
Sebep kullanılır; Rab edinilmez.
Peygamber Efendimizin (S.A.V.) Gerçek Makamı
Burada çok önemli ve hassas bir ayrım vardır.
“Kulluk yalnız Allah’adır.” demek, Peygamber Efendimizin (S.A.V.) rehberliğini küçültmek değildir.
Vahyi bize o öğretti.
Kur’an’ı yaşayarak gösterdi.
Allah’ı nasıl seveceğimizi,
nasıl dua edeceğimizi,
nasıl ibadet edeceğimizi,
insanlara nasıl davranacağımızı
onun sünnetinden öğreniyoruz.
Ona itaat Kur’an’ın emridir.
Onu sevmek imanın bir parçasıdır.
Fakat Efendimiz (S.A.V.) bize Allah’a giden yolu gösterir; kulluğun hedefi hâline gelmez.
Kur’an ona şöyle söylemesini emreder:
قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَىٰ إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ
“De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana, ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyediliyor.”
Kehf, 110
Bu ayet Peygamberimizin değerini azaltmaz.
Tam tersine gerçek makamını korur:
Allah’ın kulu ve Resûlü.
Peygamber Efendimiz de (S.A.V.) kendisi hakkında ölçüyü aşmamamız için bizi uyarmıştır:
“Hristiyanların Meryem oğlu Îsâ’yı aşırı övdükleri gibi beni aşırı övmeyin. Ben ancak Allah’ın kuluyum. Bana ‘Allah’ın kulu ve Resûlü’ deyin.”
(Buhârî, Enbiyâ, 48)
Onu doğru sevmek, onun öğrettiği tevhidi korumaktır.
Onun izinde olmak, kulluğu yalnız onun da kulluk ettiği Allah’a yöneltmektir.
Sevgi ölçüyü bozmaz.
Gerçek sevgi, sevilenin öğrettiği ölçüye sadık kalır.
İhlâs Kendi İhlâsına Güvenmemektir
İnsan bazen:
“Benim niyetim temiz.”
diyerek kendisinden emin olabilir.
Fakat niyet sabit değildir.
Başlangıçta Allah için yapılan bir işe zamanla gösteriş,
övülme arzusu,
üstün görünme isteği
veya başkalarını küçümseme karışabilir.
Bu nedenle ihlâs bir defa kazanılıp tamamlanan bir makam değildir.
Niyeti tekrar tekrar Allah’a çevirmektir.
İnsan amelinden önce sorar:
“Bunu neden yapıyorum?”
Amel sırasında sorar:
“Kalbimin yönü değişti mi?”
Amelden sonra sorar:
“Bunu kendime mi yazıyorum, Rabbimin lütfu mu biliyorum?”
İhlâslı insan kendi iyiliğini büyütmez.
Çünkü iyilik yapma arzusunu,
imkânını,
gücünü
ve neticesini de Allah’ın lütfu bilir.
“Ben yaptım.” demek yerine:
“Rabbim nasip etti.”
der.
Hayatın Tamamını Allah’a Yöneltmek
Kur’an’da Peygamber Efendimize (S.A.V.) şöyle söylemesi emredilir:
قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
“De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.”
En‘âm, 162
İhlâs yalnız namazın içinde aranmaz.
Çalışırken,
verirken,
konuşurken,
susarken,
bir hakkı savunurken,
bir eser bırakırken,
kimsenin bilmediği bir iyilik yaparken de aranır.
İnsan bazen ibadetini Allah’a, hayatının geri kalanını insanların hükmüne bırakabilir.
Kur’an ise namazımla birlikte hayatımı da Allah’a yöneltmemi ister.
İhlâs, hayatın bölünmemesidir.
Gizlide başka,
insanların önünde başka biri olmamaktır.
İnsanların gördüğü iyilikle Allah’ın bildiği niyet arasındaki mesafeyi azaltmaktır.
İhlâsın Verdiği Özgürlük
İnsanların takdirine bağlanan kişi, insanların eline görünmeyen bir ip verir.
Övülürse yükselir.
Eleştirilirse yıkılır.
Görülürse çalışır.
Görülmezse vazgeçer.
Teşekkür edilirse iyiliğini sürdürür.
Edilmezse yaptığına pişman olur.
İhlâs bu bağı gevşetir.
İnsan artık iyiliğini insanların değişken hükmüne teslim etmez.
Çünkü bilir:
İnsan görmese de Allah görür.
İnsan bilmese de Allah bilir.
İnsan teşekkür etmese de amel kaybolmaz.
İnsan yanlış anlatsa da niyet Allah’a gizli değildir.
Bu, insanı sorumsuz yapmaz.
Tam tersine daha dikkatli yapar.
Çünkü artık yalnız insanların görebildiği kısmı değil, Allah’ın bildiği bütün niyetini güzelleştirmeye çalışır.
İhlâsın Üç Ölçüsü
Bugünkü nottan üç soru saklayabiliriz:
Birincisi:
Hiç kimse bilmeyecek olsaydı bu iyiliği yine yapar mıydım?
İkincisi:
Aynı hayır başka birinin eliyle gerçekleştiğinde buna gerçekten sevinebilir miyim?
Üçüncüsü:
Niyetim güzel görünse bile yürüdüğüm yol Allah’ın gösterdiği ölçüye uygun mu?
Birinci soru gösterişi,
ikinci soru benliği,
üçüncü soru ise ölçüsüzlüğü ortaya çıkarabilir.
İhlâs bu üçünü birlikte temizlemeye çalışmaktır.
Bu Notun Kalp Anahtarı
İhlâs, iyiliği gizlemekten önce kalbin yönünü yalnız Allah’a çevirebilmektir.
Tevhid:
“Allah birdir.”
demektir.
İhlâs ise:
“Öyleyse kulluğum, niyetim, ümidim ve aradığım nihai rıza da yalnız O’nadır.”
diyebilmektir.
İnsanlar bilmese de Allah bilir; hayır benim elimle gerçekleşmese de Allah’ın muradı gerçekleşir.
Bana düşen:
niyetimi temizlemek,
yolumu O’nun ölçüsüne uydurmak,
amelimi güzel yapmak
ve karşılığını yalnız O’ndan beklemektir.
Dua
Allah’ım,
kalbimizi yalnız Sana yönelt.
Niyetimizi, amelimizi ve kulluğumuzu rızana has kıl.
Görülmediğimizde vazgeçmekten, övülmediğimizde darılmaktan ve iyiliğe nefsimizi karıştırmaktan bizi koru.
Bize doğru niyet ve Senin razı olduğun doğru yolu nasip et.
Peygamber Efendimize (S.A.V.) hakkıyla tâbi olmayı nasip et.
Rızanı bize insanların bütün takdirlerinden daha kıymetli eyle.
Âmin.