← Dersler

24. Not

El-Fettâh ve En-Nasîr: Görmediğin Yollar da Vardır

İnsan sıkıştığında bir kapı arar.

Bir haber,

bir insan,

bir karar,

bir imkân,

bir çıkış yolu…

Sonra görebildiği kapıları tek tek yoklar.

Biri kapanır.

Diğeri açılmaz.

Beklediği yardım gelmez.

İnsan bir süre sonra:

“Yol kalmadı.”

diye düşünür.

Fakat doğru cümle belki şudur:

“Ben şu anda bir yol göremiyorum.”

Bu ikisi aynı değildir.

“Yol yok.” demek varlık hakkında hüküm vermektir.

“Ben göremiyorum.” demek ise kendi bilgimizin sınırını kabul etmektir.

El-Fettâh ismi tam burada kalbe dokunur:

Gördüğün yollar, bütün yollar değildir.

El-Fettâh Yalnız Kapı Açan Değildir

Fettâh kelimesi “açmak” anlam alanına dayanır.

Fakat Kur’an’da bu isim yalnız dünyevî fırsatların açılması anlamında kullanılmaz.

Sebe’ Sûresi’nde şöyle buyurulur:

قُلْ يَجْمَعُ بَيْنَنَا رَبُّنَا ثُمَّ يَفْتَحُ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَهُوَ الْفَتَّاحُ الْعَلِيمُ
“De ki: Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak, sonra aramızda hak ile hükmedecektir. O, Fettâh’tır, Alîm’dir.”
Sebe’, 26

Ayette “açmak” ile “hak ile hükmetmek” aynı yerde buluşur.

Demek ki El-Fettâh:

yalnız iş kapısı açan,

yalnız sıkıntıyı sona erdiren,

yalnız beklenen fırsatı veren değildir.

Hak ile hükmeden,

kapalı kalan gerçeği ortaya çıkaran,

anlaşılmayanı açıklığa kavuşturan,

doğru ile yanlışı birbirinden ayırandır.

İnsan bazen bir kapının açılmasını ister.

Allah ise önce hakikati açar.

Bazen aradığımız fetih, dışarıdaki engelin kalkması değil; içerideki yanılgının görülmesidir.

Dışarıdaki Kapıdan Önce İçerideki Kapı

İnsan çoğu zaman Allah’tan dış şartları değiştirmesini ister:

“Bu kapıyı aç.”

“Bu sıkıntıyı bitir.”

“Bu insanı değiştir.”

“Bu sonucu nasip et.”

Fakat bazen açılması gereken ilk kapı dışarıda değildir.

İnsanın:

aklı kapalı olabilir,

kalbi bir sonuca bağlanmış olabilir,

öfke görüşünü daraltmış olabilir,

korku bütün ihtimalleri karartmış olabilir,

alışkanlık başka yolları görmesini engelliyor olabilir.

El-Fettâh dışarıdaki kapıyı açabileceği gibi insanın içindeki kapalı gözü de açabilir.

Bazen sorun yol bulunmaması değildir.

İnsanın yalnız kendi istediği yolu “yol” kabul etmesidir.

Bu nedenle dua şöyle de olabilir:

“Rabbim, yalnız kapıyı açma; hangi kapının hayırlı olduğunu görebilecek bir anlayış da aç.”

Benim İstediğim Kapı ile Hayırlı Kapı Aynı Olmayabilir

İnsan bir sonucu çok isteyebilir.

Onun gerçekleşmesini:

kurtuluş,

başarısızlığını ise kayıp

olarak görebilir.

Fakat bizim istediğimiz kapının açılması ile hayırlı kapının açılması aynı şey değildir.

El-Fettâh’a inanmak:

“Ben hangi kapıyı istersem Allah onu açar.”

demek değildir.

Daha derin bir teslimiyet şudur:

“Ben bir kapıyı istiyorum; fakat bütün yolları ve bütün sonuçları bilmiyorum. Rabbim ise Fettâh’tır ve Alîm’dir.”

Sebe’ 26’da El-Fettâh ile El-Alîm’in yan yana gelmesi çok anlamlıdır.

Allah açar.

Ve neyi, ne zaman, hangi sonuçla açacağını bilir.

Biz kapının önünü görürüz.

O, arkasını da bilir.

Biz bugünkü arzumuzu biliriz.

O, bu arzunun yarın kalbimize, ahlâkımıza ve hayatımıza ne yapacağını da bilir.

Bu nedenle açılmayan her kapıyı terk edilmek sayamayız.

Umulmadık Yerden Bir Çıkış

Talâk Sûresi’nde şöyle buyurulur:

وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا
“Kim Allah’a karşı takvâlı olursa Allah ona bir çıkış yolu yaratır.”

Ve devamında:

وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ
“Onu hesaba katmadığı bir yerden rızıklandırır.”
Talâk, 2–3

Buradaki “hesaba katmadığı yer” insanın sınırını gösterir.

İnsan hesap yapar.

İmkânları sıralar.

Tedbir alır.

Çalışır.

Danışır.

Bunların hepsi gereklidir.

Fakat Allah’ın kudreti bizim ihtimal listemizle sınırlı değildir.

Bizim hesaba katmadığımız bir yol, Allah’ın ilminde kayıp değildir.

Yine de bu ayeti belirli bir dünyevî sonucun garantisi gibi okuyamayız.

Takvâ:

“İstediğim iş mutlaka olacak.”

demek değildir.

Rızık yalnız para değildir.

Mahreç de yalnız dışarıdaki sıkıntının hemen bitmesi değildir.

Bazen çıkış:

yanlış bir ısrardan kurtulmak,

kalbin bir bağımlılığının çözülmesi,

doğru kararın görünmesi,

haramdan korunmak,

zor bir hâlin içinde istikameti kaybetmemek olabilir.

Kapı Kapanınca Hemen Vazgeçmek Gerekir mi?

Her zaman değil.

Bir kapının zorlanması onun kesinlikle yanlış kapı olduğunu göstermez.

Bazen kapı:

daha fazla emek ister.

Bazen zaman ister.

Bazen bilgi eksiktir.

Bazen yöntem değişmelidir.

Bazen yardım istenmelidir.

Bazen de gerçekten bırakmak gerekir.

Bunları ayırmadan her engeli:

“Allah istemiyor.”

diye yorumlamak doğru olmaz.

Her tesadüfü işaret,

her kolaylığı ilâhî onay,

her zorluğu da ilâhî ret sayamayız.

Ayırt etmek için:

bilgi,

akıl,

istişare,

tecrübe,

delil,

dua

ve sabır gerekir.

İslâm her ısrarı tevekkül diye öğretmez.

Her vazgeçişi de teslimiyet saymaz.

Kul vazifesini yapar; fakat kendi arzusunu Allah’ın hükmü yerine koymaz.

El-Fettâh’a güvenmek aklı bırakmak değil, aklın göremediği ihtimaller karşısında haddini bilmektir.

En-Nasîr: Yardımın Gerçek Sahibi

Kur’an’da Allah için kullanılan isimlerden biri de En-Nasîr’dir:

فَنِعْمَ الْمَوْلَىٰ وَنِعْمَ النَّصِيرُ
“O ne güzel Mevlâ, ne güzel yardımcıdır.”
Hac, 78

İnsan yardım denildiğinde çoğu zaman engelin ortadan kalkmasını düşünür.

Hastalık biter.

Haksızlık sona erer.

Tehlike uzaklaşır.

Kapı açılır.

Beklenen sonuç gelir.

Bunlar yardımın biçimleri olabilir.

Fakat yardım yalnız bundan ibaret değildir.

Nasr bazen engelin kalkmasıdır.

Bazen de engel henüz dururken ayağın kaymamasıdır.

İnsan:

zorluğun içinde doğru kalabiliyorsa,

korkusuna rağmen vazifesini yapabiliyorsa,

haksızlığa uğradığı hâlde haksızlaşmıyorsa,

geciken sonuç yüzünden ümidini kaybetmiyorsa,

öfkesine rağmen ölçüyü koruyabiliyorsa,

yardım yalnız dışarıdan gelmemiştir.

Kalbin içinde de bir nasr vardır.

“Ben Sizinleyim”

Allah Musa’ya:

“Hiçbir şey olmayacak.”

demedi.

Zorlu görev devam ediyor.

Firavun hâlâ Firavun.

Tehlike hâlâ mevcut.

Ama Allah:

“Ben sizinleyim.”

diyor.

Kur’an’da bu güven şöyle bildirilir:

قَالَ لَا تَخَافَا إِنَّنِي مَعَكُمَا أَسْمَعُ وَأَرَىٰ
“Korkmayın; çünkü Ben sizinle beraberim, işitirim ve görürüm.”
Tâhâ, 46

Bu ayet yardımın derin bir biçimini gösterir.

Güven, tehlikenin hiç olmaması değildir.

Allah’ın tehlikenin içinde de kulunu işittiğini ve gördüğünü bilmektir.

İman insana:

“Karşında Firavun yok.”

demez.

Şunu söyler:

“Firavun var; fakat yalnız değilsin.”

En-Nasîr’i tanımak, zorluğu inkâr etmek değildir.

Zorluğun Allah’ın yardımını imkânsız hâle getirmediğini bilmektir.

“Hasbunallah” Ne Demektir?

Kur’an’da müminlerin ağır bir tehdit karşısında söyledikleri söz aktarılır:

حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
“Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.”
Âl-i İmrân, 173

“Hasbunallah” şartların düzeldiğini ilan etmek değildir.

Tehlikenin bittiğini,

kapının açıldığını,

sonucun garanti olduğunu söylemez.

Şunu ilan eder:

“Şartlar ne olursa olsun nihai dayanağım değişmedi.”

İnsanların desteği azalabilir.

İmkânlar daralabilir.

Beklenen haber gelmeyebilir.

Fakat Allah’ın:

ilmi,

kudreti,

hükmü

ve yardımı eksilmez.

“Allah bana yeter.” demek sebepleri terk etmek değildir.

Sebeplerin son söz sahibi olmadığını bilmektir.

El-Fettâh ile En-Nasîr Birlikte

Bu iki isim kalpte birleştiğinde insan şöyle düşünür:

El-Fettâh hiç düşünmediğim bir mahreç yaratabilir; En-Nasîr, yol açılıncaya kadar beni yalnız bırakmaz. Biri hakikati ve yolu açar, diğeri o yolda durma gücü verir.

Bu iki isim kula şu dayanağı verir:

“Ben yolun tamamını görmüyorum. Fakat yolları açan Rabbimi ve yardımın gerçek sahibini biliyorum.”

Bu Notun Kalp Anahtarı

El-Fettâh sadece fırsat kapısı açan değil, hakikati açan ve hak ile hükmedendir.

Bir kapının kapanması, Allah’ın beni terk ettiği anlamına gelmez.

Benim istediğim kapının açılması ile hayırlı kapının açılması aynı şey değildir.

“Ben çıkış göremiyorum” demek “çıkış yok” demek değildir.

Gerçekten El-Fettâh’a dua etmek, hakikatin aleyhimize de olsa açılmasını istemeye hazır olmaktır.

Dışarıdaki kapı açılmadan önce bazen insanın aklı ve kalbi açılmaya muhtaçtır.

“Nasr bazen engelin kalkması, bazen ayağın kaymamasıdır.”

Rabbim El-Fettâh’tır.

Ve O ne güzel Nasîr’dir.

Dua

Yâ Fettâh,

Hakkımızda hayırlı olan kapıları aç.

Bizi yalnız istediğimiz kapıya bağlanmaktan koru; aklımızı ve kalbimizi hakikate aç.

Hakikat aleyhimize olsa bile onu kabul edecek samimiyet ver.

Yâ Nasîr,

Engel dururken ayağımızı, bekleyiş uzarken ümidimizi ve haksızlık sürerken adaletimizi koru.

Şartlar değişmese de nihai dayanağımızın değişmediğini kalbimize yerleştir.

Bize Sen yetersin; Sen ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcısın.

Âmin.