← Dersler

4. Ders

El-Azîz, El-Cebbâr ve El-Mütekebbir: Eğilmeden, Ezmeden Yaşamak

“O; Melik, Kuddûs, Selâm, Mü’min, Müheymin, Azîz, Cebbâr ve Mütekebbir olan Allah’tır.”
Haşr, 23

İnsan gücü çoğu zaman başkalarından üstün olmak zanneder.

Daha çok mala, daha yüksek makama, daha geniş imkâna ve daha fazla insana hükmeden kişinin güçlü olduğunu düşünür.

Fakat Kur’an’ın öğrettiği güç başka türlüdür.

Hak, kuvvetle değer kazanmaz.

Kuvvet, hakla güzelleşir.

Güç, başkasının zayıflığından yararlanmak için değil; hakkı korumak için verilir.

El-Azîz, El-Cebbâr ve El-Mütekebbir isimleri insana hem gerçek gücün kaynağını hem de kendi gücünün sınırını hatırlatır.

Bu isimleri tanıyan insan, hiç kimsenin karşısında zillete düşmez; fakat eline güç geçtiğinde de hiç kimseyi ezmez.

El-Azîz: İzzeti İnsanlardan Beklememek

İnsan değerini çoğu zaman başkalarının bakışında arar.

Övüldüğünde kendisini kıymetli hisseder.

Eleştirildiğinde değersizleştiğini düşünür.

İnsanlar yanında olduğunda güçlü, yalnız bıraktığında güçsüz olduğunu zanneder.

Oysa insanların verdiği değer de aldığı değer de geçicidir.

Bugün alkışlayan yarın susabilir.

Bugün yanında duran yarın uzaklaşabilir.

Bugün seni güçlü görenler, şartlar değiştiğinde seni tanımayabilir.

İzzetini insanların eline bırakan kişi, onların değişen kanaatlerine bağımlı hâle gelir.

El-Azîz ismi kalbe şunu öğretir:

Gerçek izzet ve değer insanların bakışında değil, Allah katındadır.

Mazlum insan kırık, güçsüz veya savunmasız görünebilir; fakat izzetsiz değildir.

Çünkü izzeti Allah verir.

İzzet, her mücadeleyi kazanmak değildir.

İzzet, kaybederken de hakikatin yanında kalabilmektir.

İzzet, korku veya menfaat uğruna zalimin peşinden gitmemektir.

İzzet, yalnız kalınca yönünü değiştirmemektir.

Zillet ise güçsüz olmak değildir.

Zillet; menfaatini korumak için vicdanını susturmak, güçlü görünene yaklaşmak ve haksızlığı bildiği hâlde onun yanında durmaktır.

İnsan dışarıdan güçlü görünebilir; fakat hakikat karşısında eğilmişse izzetini kaybetmiştir.

Dışarıdan yalnız ve savunmasız görünebilir; fakat doğru bildiğini terk etmemişse izzetini korumuştur.

El-Cebbâr: Kırıkları Onaran Kudret

İnsan hayatında bazen öyle kırılır ki bir daha eski hâline dönemeyeceğini düşünür.

Bir kayıp…

Bir haksızlık…

Bir ayrılık…

Bir başarısızlık…

Bir insanın bıraktığı yara…

Kırılan yalnız düzeni değildir.

Kendisine olan güveni, geleceğe dair ümidi ve insanlara duyduğu itimat da kırılabilir.

İnsan böyle zamanlarda kendisini eksilmiş hisseder.

Fakat El-Cebbâr ismi, kırılmış olmanın terk edilmiş olmak anlamına gelmediğini öğretir.

“Sen yıkıldığını zannedersin; Ben seni yeniden inşa ediyorum.”

İnsan eski hâline dönmek ister.

Oysa bazen Allah onu eski hâline döndürmez; daha derin, daha temiz ve daha sağlam bir hâle getirir.

Çünkü bazı kırılmalar insanın içindeki yanlış dayanakları gösterir.

Kime fazla güvendiğini…

Neye gereğinden fazla bağlandığını…

Hangi gücü kendisinden bildiğini…

Hangi kapıyı Allah’ın kapısından daha büyük gördüğünü fark ettirir.

Her kırık, Cebbâr isminin tecellisine mazhar olmak için bir kapı olabilir.

Bu, acının güzel olduğu anlamına gelmez.

Kırılmak yine acıdır.

Fakat acının içinden bir onarım çıkabilir.

İnsan kırılınca kendi aczini görür.

Aczini görünce her şeyi kendi gücüyle taşıyamayacağını anlar.

Kendi gücünün bittiği yerde, Allah’ın kudretine dayanmayı öğrenir.

Bazen kırılmak insanı küçültmez; sahte büyüklüklerinden arındırır.

Kırıldığında Kirlenme

Haksızlığa uğrayan insanın önünde iki imtihan vardır.

Birincisi, kendisine yapılan haksızlıktır.

İkincisi ise bu haksızlığın onu nasıl bir insana dönüştüreceğidir.

İnsan kendisini incitenlere benzemeye başlayabilir.

Öfkesini adalet zannedebilir.

İntikamını hak arayışı olarak görebilir.

Kendisine yapılan kötülüğü, başkasına yapacağı kötülüğün mazereti hâline getirebilir.

Oysa kalbi bozmak ikinci yenilgidir.

İnsan hakkını ararken adaletten ayrılırsa, kendisine yapılan kötülüğün içine çekilmiş olur.

El-Cebbâr’dan istenen yalnız dışarıdaki yaranın kapanması değildir.

Kalbin kinle, nefretle ve intikamla kirlenmemesidir.

Gerçek onarım, yaranın kapanmasının yanında ahlâkın da korunmasıdır.

El-Mütekebbir: Büyüklük Yalnız Allah’a Aittir

İnsan bazen sahip olduğu şeyi kendisinden bilir.

Gücünü, bilgisini, servetini, makamını veya başarısını kendi büyüklüğünün delili sayar.

Kibir burada başlar.

Kibir yalnız kendisini başkalarından üstün görmek değildir.

Kibir, öğrenmeye kapanmaktır.

“Ben biliyorum.” diyen insan, hakikate kapısını kapatır.

Kibir kendisini uyaran kişiye bakar ve şöyle der:

“O kim ki beni uyarıyor?”

Söylenenin doğru olup olmadığıyla ilgilenmez.

Söyleyen kişinin makamına, gücüne veya toplumdaki yerine bakar.

Böylece insan hakikati değil, kendi büyüklük vehmini korumaya başlar.

Hakikati en çok engelleyen şey bazen cehalet değil, insanın kendisini tamamlanmış zannetmesidir.

İlim yolculuğu, “Ben zaten biliyorum.” cümlesinin öldüğü yerde başlar.

El-Mütekebbir ismi insana gerçek büyüklüğün yalnız Allah’a ait olduğunu hatırlatır.

İnsana verilen her şey emanettir.

Güç verilen, adaletiyle denenir.

Servet verilen, paylaşmasıyla denenir.

Bilgi verilen, tevazusuyla denenir.

Sıkıntı verilen, sabrıyla denenir.

İnsana verilen şey, onun üstünlüğünün değil; imtihanının konusu olabilir.

Güç Bir Emanettir

İnsan güçsüzken adaletten söz edebilir.

Asıl imtihan, güç eline geçtiğinde başlar.

Kendisini incitenlerden intikam mı alacak?

Zayıf olanın hakkını mı koruyacak?

Kendisine yapılanı başkasına mı yapacak?

Yoksa yaşadığı acıdan merhamet mi çıkaracak?

Gücün değeri, ne kadar insana hükmettiğiyle değil; insanın o güçle neyi koruduğuyla anlaşılır.

Güç, başkasını ezmek için kullanılıyorsa büyüklük değil, nefsin genişlemesidir.

Güç, hakkı ve zayıfı koruyorsa emanete dönüşür.

Halifelik bir saltanat değildir.

İnsanın görevi tasarruf etmek değil; kendisine verilen emaneti Allah’ın istediği ahlâkla taşımaktır.

Bu Üç İsim Birlikte Ne Söyler?

El-Azîz insana izzetini Allah’tan istemeyi öğretir.

El-Cebbâr, kırıldığında onarılabileceğini hatırlatır.

El-Mütekebbir ise büyüklüğün yalnız Allah’a ait olduğunu bildirerek insanın kibrini kırar.

Bu üç isim birlikte dengeli bir insan inşa eder:

İnsanlara boyun eğmeyen,
fakat insanları da ezmeyen…

Haksızlık karşısında susmayan,
fakat öfkesini hakikat zannetmeyen…

Kırılan,
fakat kırıldıkça kirlenmeyen…

Güçlenen,
fakat gücü kendisinden bilmeyen…

İzzet sahibi,
fakat kibirsiz bir insan.

Bu Dersin Kalp Anahtarı

İzzet, herkesin seni güçlü görmesi değildir.

İzzet, kimse görmese de doğru kalabilmektir.

Onarılmak, hiçbir yara almamış hâle dönmek değildir.

Onarılmak, yaranın içinden daha temiz bir kalple çıkabilmektir.

Büyüklük, başkalarını küçülterek kazanılmaz.

Çünkü gerçek büyüklük yalnız Allah’a aittir.

Eğilme; çünkü izzet Allah’ındır.

Ezme; çünkü güç emanettir.

Ümitsiz olma; çünkü kırıkları onaran El-Cebbâr’dır.

Dua

Allah’ım,
izzetimi insanların alkışında ve desteğinde aratmama.

Haksızlığa uğradığımda beni zillete düşürme;
fakat hakkımı ararken kalbimi de kirletme.

Kırıldığım yerlerden beni yeniden inşa et.
Acımı kine, öfkemi zulme dönüştürme.

Bana güç verdiğinde adaleti,
bilgi verdiğinde tevazuyu,
imkân verdiğinde emaneti hatırlat.

Büyüklüğün yalnız Sana ait olduğunu kalbime yerleştir.

Beni eğilmeden fakat ezmeden,
güçlü fakat merhametli,
izzetli fakat kibirsiz yaşayan kullarından eyle.