← Dersler

9. Ders

Er-Rezzâk ve El-Kerîm: Rızık Yalnız Para Değildir

“Şüphesiz rızık veren, sarsılmaz kuvvet sahibi olan yalnız Allah’tır.”
Zâriyât, 58

İnsan rızık denildiğinde çoğu zaman parayı düşünür.

Maaşını,

işini,

kazancını,

birikimini,

evini ve sahip olduğu imkânları…

Bunların azalmasını da rızkının azalması olarak görür.

Oysa rızık yalnız para değildir.

İlim rızıktır.

Sağlık rızıktır.

İman rızıktır.

Sabır rızıktır.

İyi bir insanla karşılaşmak rızıktır.

Doğru karar verebilmek rızıktır.

Bir kötülükten korunmak rızıktır.

Kalbin huzur bulması rızıktır.

Rızık, hayatı yalnız maddî olarak değil; ruhen ve mânen de ayakta tutan her şeydir.

İnsan parasını kaybetmeden de rızıksız kalabilir.

Çünkü çok şeyi olduğu hâlde huzuru, güveni, sağlığı veya imanı olmayabilir.

Az şeye sahip olduğu hâlde kalbi doyan insan ise kendisine verilmiş büyük bir rızkın içindedir.

Rızık Endişesi

İnsan geleceğini düşündüğünde en çok geçimi konusunda endişelenir.

“Ya işimi kaybedersem?”

“Ya gelirimin yetmediği bir gün gelirse?”

“Ya sahip olduklarım azalırsa?”

“Ya kimse bana yardım etmezse?”

Bu sorular insanı tedbir almaya yöneltiyorsa faydalıdır.

Fakat kalbi bütünüyle ele geçiriyorsa rızık endişesi tevekkülün önüne perde olur.

İnsan çalışmayı bırakmaz.

Tedbirini terk etmez.

Fakat bütün güvenini işine, kazancına veya insanlara bağlamaz.

Çünkü iş bir sebeptir.

Kazanç bir sebeptir.

İnsanlar birer sebeptir.

Rızkı yaratan ise Allah’tır.

Sebeplerin organları vardır; fakat yaratacak kudretleri yoktur.

Ağacın dalı meyveyi taşır.

Fakat meyveyi yaratan dal değildir.

İş, rızkın geldiği bir dal olabilir.

Fakat rızkın sahibi iş değildir.

İnsan sebebi Rezzâk’ın yerine koyduğunda, sebep sarsılınca bütün dünyasının yıkıldığını düşünür.

Ağaç Eldir, Meyveyi Veren O Değildir

Bir meyve ağacına bakıldığında meyvenin daldan geldiği görülür.

Fakat dal meyvenin rengini seçemez.

Tadını belirleyemez.

Kokusunu hazırlayamaz.

Toprak, su ve güneş meyveye hizmet eder; fakat hiçbiri tek başına o meyveyi yaratamaz.

Notlarımızdaki ölçü şudur:

Ağaç eldir; meyveyi veren kudret el değildir.

İnsan da rızkını aldığı kapıyı, rızkı veren zannedebilir.

İşvereni,

müşteriyi,

şirketi,

bir dostu,

ailesini veya sahip olduğu mesleği rızkının gerçek kaynağı gibi görebilir.

Böyle olduğunda o kapıya gereğinden fazla bağlanır.

Doğruyu söylemekten çekinir.

Haksızlığa razı olur.

İnsanların rızasını Allah’ın rızasının önüne koyabilir.

Çünkü kapı kapanırsa rızkının da biteceğini düşünür.

Er-Rezzâk ismi kalbe şunu öğretir:

Kapılar değişebilir; rızkı veren değişmez.

Bir kapı kapanabilir.

Başka bir kapı açılabilir.

İnsanların imkânı tükenebilir.

Fakat Allah’ın hazinesi tükenmez.

Çalışmak ile Çalışmaya Kulluk Etmek

Rızkı Allah’tan bilmek, çalışmayı bırakmak değildir.

Tevekkül tedbiri terk etmek değildir.

İnsan çalışır.

Gayret eder.

Meslek öğrenir.

Üretir.

Helâl kazanç arar.

Fakat çalışmasını hayatının tek anlamı hâline getirmez.

İnsan yalnız rızık için yaratılmış değildir.

Çalışmak hayatın vazifelerinden biridir; hayatın sahibi değildir.

İnsan geçimini kazanırken ibadetini, ailesini, vicdanını ve ahlâkını kaybediyorsa kazandığı şeyin bedeli ağırlaşmıştır.

Çalışmak yalnız para elde etmek için değil; helâl kazanmak, fayda üretmek ve kendisine verilen kabiliyeti doğru kullanmak için de yapılır.

İş ibadete dönüşebilir.

Fakat bunun için işin insanı Allah’tan uzaklaştırmaması gerekir.

Kazanç artarken kalp fakirleşiyorsa, para çoğalırken şükür azalıyorsa, imkân genişlerken merhamet daralıyorsa bir şey yanlış gidiyor demektir.

Çokluk Her Zaman Rahmet Değildir

İnsan çok mala sahip olmayı Allah’ın kendisinden razı olduğunun işareti zannedebilir.

Azalmayı da Allah’ın kendisini sevmediği şeklinde yorumlayabilir.

Oysa mal hem nimet hem imtihan olabilir.

Güç verilen adaletiyle, servet verilen infakıyla denenir.

Mal arttıkça kalp yumuşuyor,

şükür çoğalıyor,

insan paylaşmayı öğreniyor,

başkasının ihtiyacını görüyorsa nimet rahmete dönüşür.

Fakat mal arttıkça kalp katılaşıyor,

vicdan köreliyor,

kibir büyüyor,

insan Allah’tan uzaklaşıyorsa nimet aleyhine dönebilir.

Zenginlik yalnız ne kadar şeye sahip olduğumuzla ölçülmez.

Sahip olduklarımızın bizi neye dönüştürdüğüyle de ölçülür.

Rızık insanı Allah’a yaklaştırıyorsa berekettir.

Allah’tan uzaklaştırıyorsa çokluğu, gerçek zenginlik olmayabilir.

El-Kerîm: Verirken Küçültmeyen

İnsan bazen verirken karşısındakini incitir.

Yardımını hatırlatır.

Minnet altında bırakır.

Verdiği şeyle kendisini büyütür, karşısındakini küçültür.

Allah’ın ikramı ise insanın onurunu kırmaz.

Kerîm olan Allah verirken kulunu utandırmaz; verdiğini başına kakmaz.

İnsan yalnız ihtiyacının karşılanmasını istemez.

İzzetinin de korunmasını ister.

El-Kerîm’in ikramı yalnız verilende değil, veriliş biçiminde de görünür.

Bazen bir ihtiyaç hiç beklenmedik bir yerden karşılanır.

Bazen insan kimseye söylemediği bir sıkıntının içinden çıkarılır.

Bazen yardım gelir fakat insanın onuru korunur.

Bazen aradığı şey verilmez; fakat daha hayırlı bir kapı açılır.

Kerem yalnız çok vermek değildir.

İhtiyacı bilmek, zamanını belirlemek ve verirken kulun izzetini korumaktır.

Kâinat Bir Sofra Gibidir

Güneş insanın emrinde değildir; fakat insana hizmet eder.

Toprak insanın emrinde değildir; fakat ürün verir.

Yağmur insanın emrinde değildir; fakat hayat taşır.

Gece dinlendirir.

Sabah yeniden başlama imkânı verir.

Hava, su, ışık ve toprak sürekli bir hizmet içindedir.

Kâinat bir sofra gibi önümüze serilmiştir.

Fakat insan bu sofraya alışır.

Alışınca fark etmez.

Fark etmeyince şükrü azalır.

Her gün gördüğü için güneşi sıradan zanneder.

Her nefeste aldığı için havayı nimet saymaz.

Sağlığı bozulana kadar bedeninin hizmetini fark etmez.

Kaybedene kadar bir insanın varlığının rızık olduğunu anlamaz.

Rızkı görmek için her zaman yeni şeylere sahip olmak gerekmez.

Bazen zaten sahip olduğumuz şeylere yeniden bakmak gerekir.

İsraf, Nimeti Fark Etmemektir

İsraf yalnız bir şeyi fazla tüketmek değildir.

Nimetin kıymetini bilmemektir.

Zamanı boş işlerde harcamak israftır.

Aklı hile için kullanmak israftır.

Gücü baskı için kullanmak israftır.

Bilgiyi kibir için kullanmak israftır.

Sağlığı yanlış alışkanlıklarla tüketmek israftır.

İmanı dünya menfaati için kullanmak ise nimeti tersine çevirmektir.

İnsan bir nimetin gerçek değerini bilmiyorsa onu doğru kullanamaz.

Şükür, nimeti fark etmekle başlar.

Fark edilmeyen nimet, zamanla sıradanlaşır.

Sıradanlaşan nimet de kolayca zayi edilir.

Rızık ile Doymak Aynı Şey Değildir

İnsanın elinde çok şey olabilir; fakat kalbi doymayabilir.

Çünkü nefis sahip oldukça daha fazlasını ister.

Bir hedefe ulaşır, yenisini arar.

Bir şeyi elde eder, kısa süre sonra ona alışır.

Sonra başka bir şeyin eksikliğini hissetmeye başlar.

Bu nedenle kalbin doyumu yalnız dışarıdan gelen şeylerin çoğalmasıyla gerçekleşmez.

Rızık yalnız geçim değil, imanla gelen kalp doyumu ve ruh huzurudur.

İnsan Allah’ın kendisine verdiğini fark ettiğinde şükür doğar.

Şükür, insanın daha fazlasını istemesini bütünüyle ortadan kaldırmaz.

Fakat elindekini değersiz görmesini engeller.

Şükreden insan eksiklerini inkâr etmez.

Yalnızca eksiklerinin, sahip olduğu bütün nimetleri görünmez hâle getirmesine izin vermez.

Rızık Korkusu Ahlâkı Bozmamalı

İnsan bazen geçim korkusuyla doğru bildiğinden vazgeçebilir.

Haram kazancı zorunluluk gibi gösterebilir.

Haksızlığa sessiz kalabilir.

Bir başkasının hakkını kendi ihtiyacının arkasına koyabilir.

“Başka çarem yoktu.” diyerek vicdanını susturabilir.

Fakat rızık endişesi insanın ahlâkını bozuyorsa, sebep Rezzâk’ın önüne geçmiş demektir.

Helâl kazanç az görünebilir.

Haksız kazanç kısa zamanda çoğalabilir.

Fakat bereket yalnız miktarla ölçülmez.

İnsanın içine huzur vermeyen, vicdanını yaralayan ve onu Allah’tan uzaklaştıran kazanç, dışarıdan çok görünse bile ruhunu doyurmaz.

Er-Rezzâk’a güvenmek, insanın rızkını ararken ahlâkını kaybetmemesidir.

Bu Dersin Kalp Anahtarı

Rızkını yalnız hesabındaki parayla ölçme.

Bugün sana verilmiş olanları düşün:

Nefes alabiliyor musun?

Düşünebiliyor musun?

Dua edebiliyor musun?

Sevebiliyor musun?

Bir yanlıştan dönebiliyor musun?

Sabredecek bir gücü hâlâ içinde bulabiliyor musun?

Bunların her biri rızıktır.

Kapılar değişir; Er-Rezzâk değişmez.

Sebepler tükenir; Allah’ın hazinesi tükenmez.

İnsan verirken eksilebilir; El-Kerîm verdikçe eksilmez.

Sana düşen çalışmak, helâli aramak ve nimeti doğru kullanmaktır.

Neticeyi yaratmak sana ait değildir.

Dua

Allah’ım,
rızkımı yalnız parada ve maddî imkânlarda aratmama.

Sağlığın, imanın, sabrın, ilmin,
güzel insanların ve kalp huzurunun da
birer rızık olduğunu fark ettir.

Sebepleri Senin önüne geçirmeme.
Rızık korkusuyla doğru bildiğimden,
helâlden ve adaletten ayrılmama.

Bana çalışmayı fakat çalışmaya kulluk etmemeyi,
kazanmayı fakat kazandığımı kendimden bilmemeyi öğret.

Verdiğin nimetleri fark etmeyi,
israf etmemeyi ve paylaşmayı nasip et.

Kalbimi çoklukla değil,
Sana güvenmekle doyur.

Beni rızkını ararken ahlâkını kaybedenlerden değil,
nimeti şükürle ve emaneti hakkıyla taşıyan kullarından eyle.